"MEV : Yaşam Boyu Öğrenme Merkezi"
GENÇ İSTİHDAMI

 

Genç İstihdamı[1]
Dr. Necdet Kenar
 
1. Giriş
Türkiye ciddi ve yapısal istihdam ve işsizlik sorunları yaşamaktadır. Genel olarak diğer ülkelerle karşılaştırıldığında işsizlik oranı yüksek, istihdam oranı ve özellikle kadın istihdam oranı düşüktür. İstihdamın kalitesi açısından da karşılaştırmalar Türkiye’deki istihdam sorununun kronik yapısına işaret etmektedir. Tarım istihdamı toplam istihdamın hala dörtte birinden fazladır ve tarımda büyük ölçüde verimsizlik söz konusudur. Bunun sonucu ücretli istihdamı düşük, ücretsiz aile işçiliği hala yaygın ve tarım dışı işsizlik verileri daha endişe vericidir.
İşgücü piyasasının yapısal sorunları arasında en önemli olanların başında ise şüphesiz genç istihdamına ilişkin sorunlar gelmektedir. Esasında genç istihdamı dünyanın diğer bölgelerinde de işgücü piyasalarının en önemli sorunlarının başında gelmektedir. Örneğin ILO verilerine göre dünya genel istihdam oranı %60,5 ve işsizlik oranı ve %6,4 iken bu oranlar genç nüfusta sırasıyla %44,4 ve %13’tür (Tablo:1). Dünya ortalamalarında da Türkiye’de de genç işsizliği genel işsizliğin iki katıdır. Ancak, Türkiye daha genç bir nüfusa sahip olduğundan (2009 yılı TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre ülkemizde ortanca yaş 28,8) ve Türkiye diğer ülkelere göre ağır istihdam sorunları yaşadığından genç işsizliği ve gençlerin istihdam sorunlarını diğer ülkelere çok daha ağır yaşamaktadır.
 
Tablo 1: Türkiye ve Dünyada genç istihdam ve işsizlik oranları, 2009 (%).

 
 
İKO(1)
İstihdam Oranı
İşsizlik Oranı
Dünya Ortalaması
Genel
      64,7    
60,5
       6,4    
15-24 yaş
      51,0    
44,4
      13,0    
Türkiye
Genel
      47,9    
41,2
      14,0    
15-24 yaş
      38,7    
28,9
      25,3    

(1) İşgücüne katılma oranı
Kaynak: ILO ve TÜİK
 
Sorunu ortaya koymadan önce genç tanımı üzerinde durmak gerekir. Genç tanımı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) istatistiklerinde 15-24 yaş grubunu kapsamaktadır. Genç istihdamına ilişkin TÜİK verileri söz konusu olduğunda bu yaş grubu anlaşılmalıdır. Gerçi ülkemizde uygulanan bazı programlarda farklı tanımlar da söz konusudur. Örneğin Hükümetin genç istihdamını artırmak için 2008 yılında yayınladığı istihdam paketi olarak tanımlanan 5763 sayılı Kanunda genç istihdamı 18-29 yaş grubunu hedef almıştır. Farklı ülkelerde ve farklı amaçlar için genç tanımı değişiklikler gösterse de genç tanımı ILO, Eurostat gibi uluslar arası kurumlarda da istatistiksel olarak 15-24 yaş grubunu kapsar. Her ne kadar günümüzde okul süreleri artmakta ve gençlerin istihdama giriş yaşı yükselmekte ve 25 yaş ve üzerinde ilk kez iş hayatına atılan nüfus artış eğilimi gösterse de bu eğilim (henüz) istatistiklerde tanımları değiştirememiştir. 15 yaşından küçük nüfusun çalışması ise çocuk istihdamı olarak tanımlanmaktadır.
2. Demografik fırsat penceresi
Genç nüfus, dinamik ve yaratıcı yapısıyla ülke kalkınmasının motor gücüdür. Yeni fikirlere açık, yaratıcı, enerjik, dinamik gençler ekonomik büyümeyi pozitif etkiler. Diğer koşullar sabit kaldığında, genç nüfusa sahip ülkeler diğer ülkelere göre ekonomide daha avantajlıdırlar, daha hızlı büyürler. Ancak hiçbir ülke için bu avantaj sonsuz değildir. Hemen her ülke demografik bir değişim sürecine tabidir ve genç nüfusa sahip her ülkenin nüfusu, bu değişim süreci sonunda er ya da geç yaşlanır. Nüfus biliminde bu değişim üç evreli bir geçiş sürecidir. Doğurganlığın yüksek olduğu ilk dönem, 0-14 yaş grubu olan bağımlı çocuk nüfusun yüksek olduğu dönemdir. Genç nüfusun görece yüksek olduğu ikinci dönemde, doğurganlık oranı azalır, çalışabilir yaştaki aktif nüfus (15-64) artar, bağımlı nüfus (0-14 ve 65 yaş üstü) görece daha azdır. Bu ikinci geçiş dönemi literatürde “demografik fırsat penceresi” olarak tanımlanır. Demografik değişimin üçüncü evresi, aktif-üretken nüfusun yaşlandığı ve özellikle 65 yaş üstü bağımlı nüfusun görece arttığı ve bu yapının süreklilik kazandığı devredir. Bugün başta Avrupa ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkeler, “yaşlılık krizi” olarak da tanımlanan üçüncü evreye girmişlerdir. Ancak, yaşlılık krizi öncesi Avrupa ülkeleri genç nüfus avantajından yararlanarak hızlı kalkınma süreci yaşamışlardır. Keza, Doğu Asya ülkelerinin 1965-1990 dönemi gerçekleştirdiği hızlı büyüme ve kalkınma hızının üçte biri, genç nüfus avantajı diğer ifade ile “demografik fırsat penceresi” ile izah edilmektedir. Bu nasıl olmaktadır: Kısaca, aktif/üretken nüfus bağımlı nüfusa göre daha hızlı büyümekte, bu durum; toplam üretimi, toplam istihdamı, toplam tasarrufu, toplam vergileri, toplam yatırımı, alt yapı stokunu, özetle ekonomik ve sosyal  kalkınma hızını artırmaktadır.
Ancak, bu süreç yani demografik değişimin fırsat penceresine dönüşmesi, kendiliğinden olmamaktadır. Bunun için ülkedeki sosyal, ekonomik ve kurumsal yapının bu değişimi sağlaması, destek olması gerekmektedir. Başta eğitim sistemi olmak üzere, sağlık sistemi, işgücü ve mali piyasalar, siyasi istikrar ve yönetim kalitesi, bürokratik yapı gibi faktörler demografik fırsatın değerlendirilme ölçüsünü belirlemektedir. Örneğin, ABD, Avrupa ve Doğu Asya ülkeleri demografik fırsat penceresini iyi değerlendirirken Latin Amerika ülkeleri bu fırsatı ıskalamıştır.
Türkiye, demografik değişim sürecinin ikinci evresini yaşamaktadır. Toplam doğurganlık oranı 1980’de 4,2’den 2008’de 2,1’e düşmüştür. Keza aynı dönem içinde 0-14 yaş grubu bağımlı nüfusun toplam nüfusa oranı %40’dan %25’lere düşmüş ve 15-64 yaş grubu aktif/üretken nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %56’dan %66’ya yükselmiştir. Bu genç nüfus yapısı Türkiye’ye ekonomik kalkınmada çok önemli bir avantaj, ekonomi jargonuyla ifade edersek “demografik fırsat penceresi” sunmaktadır.   Ancak, bu fırsat penceresi Türkiye’ye sonsuza dek açık kalmayacaktır. Demografik değişim sürecini gösteren Tablo 2, fırsat penceresinin 30 yıl içinde Türkiye’nin yüzüne kapanacağını söylemektedir. Kısaca, Türkiye genç nüfusa sahiptir ancak hızla yaşlanma sürecine girmektedir. Demografik değişim fırsatından yararlanamayan Türkiye, yaşlandığında/yaşlılık krizine girdiğinde, gelişmiş ülkelere göre çok daha ağır bedel ödeyecektir. Özellikle yaşlı nüfusun getirdiği emeklilik, sağlık ve yaşlı bakımı faturası bu bedeli ağırlaştıracaktır. Demografik pencereden bakıldığında bu günler Türkiye’nin iyi günleridir,    elini çabuk tutmalı, bu günleri iyi değerlendirmeli ve demografik değişimin sunduğu fırsattan yararlanmalıdır. 
 
Tablo 2: Bazı Ülkelerde ve Türkiye’de Yaşlanma Hızı

Ülkeler
%7 Oranına Ulaştığı Yıl
%14 Oranına Ulaştığı Yıl
 
Geçiş Süresi (Yıl)
Japonya
1970
1996
26
Fransa
1865
1980
115
Almanya
1930
1975
45
İsveç
1890
1975
85
İngiltere
1930
1975
45
ABD
1945
2020
75
Türkiye
2012
2039
27
(1) 65 yaş ve üstü nüfusun 0-64 yaş arasındaki nüfusa oranının %7'den %14'e geçiş süresi

 
 
 
Kaynak: Joshi(Japonya Sağlık ve Sosyal Bakanlığı), ILO. (ÇSGB Sosyal Güvenlikte Reform, Beyaz Kitaptan alıntı).
 
3. Genç istihdamında bazı hoş olmayan istatistikler
Türk işgücü piyasasına ilişkin veriler, Türkiye’nin genç nüfus avantajından ne yazık ki yararlanamadığını göstermektedir. 2009 verilerine göre aktif/üretken nüfusta istihdam oranı %42’dir. Yani aktif nüfustaki her 100 kişiden sadece 42’si üretmektedir. Genç nüfusta istihdam oranı daha vahim %30’dur(Tablo 3). Genç nüfusta işgücüne katılma oranı % 39, işsizlik oranı %25,3, tarım dışı işsizlik oranı %28,9’dur. Gençler içinde kadınlar daha dezavantajlıdır. Genç kadınlar iş bulmakta genç erkeklere göre daha zorlanmakta ve işgücü piyasasından dışlanmakta, geleneksel rolleri olan ev kadınlığına sığınmaktadır. Her genç kadından sadece beşte biri istihdamdadır.  
 
Kriz dönemlerinde gençler daha çok etkilenmektedir. Son yaşanan ekonomik kriz genç işsiz sayısını bir önceki yıla göre dörtte bir oranında artırdı. Gerçi 2010 yılındaki ekonomik büyüme ile genç işsizliği eski seviyelerine doğru azalmaya başladı. Ancak işsizlik sorunu karşısında gençler daha korumasızdır. Genç işsizler toplam işsizlerin %32’sini teşkil ederken işsizlik ödeneğinden yararlanan genç işsizler toplam yararlananların için de sadece %9-10 civarındadır.
 
Tablo 3: Türkiye genç istihdam verileri, 2009 yılı ortalama, 2010 Haziran ayı.

Yıl
 
15-24 Yaş Nüfus
İşgücü
İKO
İstihdam
İstihdam oranı%
İşsiz
İşsizlik oranı%
Tarımdışı İ.O%
2009
Toplam
    11.513    
    4.454    
38,7
      3.328    
28,9
    1.126    
25,3
28,9
Erkek
      5.623    
    2.937    
52,2
      2.190    
39,0
      746    
25,4
39,0
Kadın
      5.890    
   1.517    
25,8
      1.137    
19,3
      379    
25,0
19,3
2010 Haziran
Toplam
    11.547    
    4.613    
40,0
      3.732    
32,3
      882    
19,1
32,3
Erkek
      5.642    
    2.967    
52,6
      2.415    
42,8
      552    
18,6
42,8
Kadın
      5.905    
    1.647    
27,9
      1.317    
22,3
      329    
20,0
22,3

Kaynak: TÜİK
 
Üstelik tarihsel verilere bakıldığında ve Hane Halkı İşgücü Anketlerinin düzenlendiği ilk yıl 1988 ile karşılaştırıldığında, Türkiye’de genç istihdamı sorunu büyümektedir (Tablo:4). 20 yıl önceye göre bugün gençler, daha geç ve güç koşullarda işgücü piyasasına giriyor, iş bulmada daha zorlanıyor, nispi olarak daha az genç çalışıyor, işsizliği ve neden olduğu sorunları daha ağır yaşıyor.
 
 
Tablo 4: Genç işsizlik oranları (%), 1988-2009.

 
1988
2009
İşgücüne katılma oranı
56
38,7
İstihdam oranı
46,2
28,9
İşsizlik oranı
17,5
25,3
Tarım dışı işsizlik oranı
31
28,9

Kaynak: TÜİK
 
Kısaca, işgücü piyasası verileri, bize Türkiye’nin yapısal bir genç işsizlik sorunu yaşadığını ve demografik değişim fırsatını ıskalamakta olduğunu göstermektedir. Maalesef Türkiye, genç nüfusundan ekonomide ve kalkınmada etkin bir şekilde yararlanamamaktadır. Yaratıcı, enerjik ve tüketim talebi yüksek özellikleri düşünüldüğünde Türkiye, bu potansiyeli verimli üretime ve tüketime kanalize edememektedir. Özellikle işgücüne katılma oranı %25,8 olan kadın genç nüfustan Türkiye, verimli üretimde istifade edememektedir. Bu potansiyelin atıl kalması, şüphesiz ülke ekonomisi için büyük kayıptır.  
 
Ancak en az onun kadar önemlisi, genç işsizliğinin gençler ve toplum üzerinde yarattığı psikolojik ve sosyal sorunlardır. Uluslararası çalışmalar, genç işsizliği ile sosyal dışlanma arasında yakın ilişkiye işaret etmektedir. İşsizliğin yarattığı atıllık ve işe yaramazlık duygusu, gençlerde başta psikolojik olmak üzere sağlık problemlerine, şiddet ve suç eğilimine, çatışmalara, alkol ve uyuşturucu bağımlılıklarına neden olmaktadır(ILO, 2010). Genç nüfus atıl kalınca demografik değişim fırsatı,  nerdeyse bir tehdide dönüşmektedir.
 
4. Genç istihdamının önündeki engeller
Gençlerin istihdama geçişindeki engeller çok farklı olabilmektedir. Özellikle Türkiye’de gençlerin homojen bir yapıya sahip olmaması (bölgesel farklılıklar, ailelerin gelir ve eğitim düzey farklılıkları, kaliteli eğitime erişim imkânlarının eşit olmaması gibi nedenlerle), farklı nitelikteki gençlerin farklı engellerle boğuşması sonucunu doğurmaktadır. Genelleştirme yapıldığında bu engelleri belli başlıklar halinde toplamak mümkündür.
 
4.1.Ekonomik büyüme
Gençlerin istihdama geçişindeki engellerin başında şüphesiz ekonominin performansı gelmektedir. Türkiye ekonomisi, aktif nüfusa yetecek sayıda iş yaratamamaktadır. Türkiye artan nüfusuna iş yaratabilmek için yıllık en az %7 civarında bir büyüme gerçekleştirmeli ve bu büyüme sürekli ve sürdürülebilir olmalıdır. Türkiye ekonomisi bazı yıllarda %7 ve hatta bu oranı da aşan büyüme performansı gösterse de Cumhuriyet’ten beri ortalama büyüme hızı %5 civarında kalmış, bu büyüme aktif nüfusa yeterli işi yaratamamıştır. Tarihsel açıdan da bakıldığında Türkiye’nin büyüme için çok önemli bir genç nüfus yapısına sahip iken bu genç nüfus avantajını yeterince kullanamadığı ve potansiyel büyümesinin altında kaldığı görülmektedir. Özellikle ekonomide yaşanan iç ve dış kaynaklı krizler işsiz sayısını sürekli üst seviyeye çıkarmıştır. Özetle, ekonominin istihdam yaratma performansının düşük olması, ekonomi tabiriyle ifade edersek işgücü talebinin arzın gerisinde kalması ve bunun sonucu genel yüksek işsizlik oranı, genç istihdamının önünde en büyük engeldir.   
 
4.2 Eğitim
Gençlerin işgücü piyasasına geçişteki engellerden bir diğeri eğitim ve mesleki eğitimdir. Eğitim ile ekonomik büyüme arasındaki pozitif ilişkiyi doğrulayan yüzlerce çalışma bulunmaktadır. Bir toplumda iyi eğitilmiş insanların işgücüne katılımı daha yüksektir. İyi eğitilmiş kişilerin; iyi ücretli, iyi iş bulma imkânları daha çok, işsiz kalma riskleri daha azdır. Düşük eğitimli, vasıfsız gençlerin işsiz kalma riski, düşük ücret, fakirlik ve sosyal dışlanma riski daha yüksektir. Eğitim düzeyinin yarattığı işsizlik ve ücret farklılıkları 21. yüzyıl bilgi ekonomisi ile daha da açılmaktadır. 2009 yılı TÜİK verilerine göre okuryazar olmayan nüfusun sadece % 17,3’ü istihdamda iken bu oran lise altı eğitimlilerde %39,4’e, lise mezunlarında %42,6’ya meslek liselilerde %55,6’ya yüksekokul ve fakülte mezunlarında %69,4’e yükselmektedir.
 
Kadınlarda eğitim düzeyi, istihdam açısından çok daha belirleyicidir. Okuryazar olmayan her 100 kadından 15’i istihdamda iken bu sayı lise altı eğitimlilerde 19, lise mezunlarında 23, meslek lisesi mezunlarında 30, yüksekokul ve fakülte mezunlarında 60’dır. Üniversite eğitimi kadın istihdamını en çok artıran eğitim düzeyidir. Kadınların işgücüne katılması eğitim düzeyi ile birlikte artmakta, ancak üniversite eğitimi ile adeta sıçramaktadır.
 
Eğitimin topluma getirisi sadece ekonomik değildir. Eğitim düzeyindeki artış, toplumun yaşam kalitesini artırır. Eğitimli toplumlarda iş kalitesi, endüstriyel ilişkiler daha iyidir. Eğitimli toplumlar daha demokratiktir, demokrasiyi daha iyi uygularlar. Eğitimli kişiler yasal haklarının bilincinde sosyal ve politik alanda daha aktif vatandaştır. Eğitimli toplumlarda gelir dağılımı daha adaletli, bölgesel farklılıklar daha az, sosyal bütünleşme ve sosyal sermaye daha güçlüdür. Tüm bunlar bir ülkenin ekonomik büyümesi için gerekli beşeri, sosyal ve ekonomik altyapıyı ve inovasyon ortamını güçlendirmekte ve o ülkeyi iç ve dış yatırımlar için cazibe merkezi haline getirmektedir. Artan yatırım,  genç işgücüne talebini artırır.
 
Ülkemiz eğitim sisteminin genç istihdamına ve kalkınmaya katkısını sınırlayan ana sorunlar; i. Temel eğitime herkesin erişiminin sağlanamaması, ii. Eğitim kalitesinin düşüklüğü ve iii. Demografik gelişmelere ve hızlı değişime cevap vermede yetersiz kalan sistemin hantal yapısıdır.[2]Özellikle sekiz yıllık zorunlu eğitime geçiş sonrası net okullaşma oranı; ilköğretimde %96,49’a, orta öğretimde %58,52’ye, yükseköğretimde %21,1’e yükselmiştir. Sayısal açıdan yaşanan bu iyileşmeler olumlu gelişmelerdir. Ancak gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında orta ve yüksek öğretimde okullaşma oranları bir hayli düşüktür.  Ayrıca, özellikle eğitim sisteminde düzeltilmesi gereken birçok olumsuzluk ise halen ve kısmen derinleşerek devam etmektedir. Bunların başlıcaları, erken çocukluk eğitiminin yetersizliği, eğitimde cinsiyet eşitsizliği, yükseköğretim kapısında bekleyen milyonlarca genç lise mezunu sorunlarıdır.
 
Eğitim sisteminin en önemli sorunu, eğitimin kalitesi ve etkililiği ile ilgili sorunlardır. İyi eğitimli, yetenekli, nitelikli işgücü,  küresel rekabetin en belirleyici unsurudur. Artık işgücü erken yaşta başlayan ve daha uzun süreli ve kaliteli eğitim almak, daha çok ve yüksek becerilere sahip olmak, çalışma hayatı boyunca birden fazla mesleğe sahip olmak ve bunlarda uzman olmak, bunun için de sürekli öğrenme alışkanlığına sahip olmak durumundadır. Bu durum her seviyede eğitimin kalitesinin yükseltilmesini, daha güçlü bir örgün eğitim ve beceri eğitimini gerektirmektedir.
 
İşgücü piyasasına geçişte eğitimle ilgili bir diğer engel, eğitim ile işgücü piyasası arasındaki ilişkinin/bağın güçlü olmamasıdır. Bugün iş dünyası, gençlerin eğitim düzeyinden, temel ve sosyal becerilerinden memnun değildir. Eğitim programları ile işletmelerin ihtiyaçları örtüşmemektedir. Eğitim sistemi, değişen işgücü piyasasının gereklerine uygun mesleklerde ve nitelikte eğitim sunamamaktadır. Bölgesel düzeyde işgücü piyasası ihtiyaç analizleri yapılmamakta; okullar ve eğitim programları değişen piyasa ihtiyaçlarını, teknolojiyi ve değerleri takip edememektedir. Ayrıca, eğitimin kalitesini belirleyen en önemli unsur  olan öğretmen eğitimi yetersiz kalmaktadır. Keza, eğitim süresince gençler pratik eğitim ve staj imkânlarına yeterince ulaşamamaktadır. 
 
Eğitim kuruluşları ile işletmeler arasında etkin bir işbirliği kurulamamıştır. İş temelli mesleki eğitim kapasitesi zayıftır.İşletmeler eğitim programlarının tasarımına ve sunumuna yeterince katılmamaktadır. İstihdam-eğitim ilişkisinin güçlendirilmesini destekleyecek Mesleki Yeterlik Kurumu’nun 2006 yılında kurulması önemli bir gelişmedir. Ancak, sistem henüz ihtiyaçlara cevap verememektedir. Şekil 1,  Dünya Bankası uzmanı Maureen McLaughlin ve Sam W. Mikhail tarafından oluşturulan ve gençlerin eğitimden istihdama geçiş çatısını gösteren endeks çalışmasında eğitim-istihdam ilişkisi endeksini göstermektedir. En yüksek puanın 8 olduğu bu endekste diğer bazı ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye en düşük puana sahiptir.  
 
15 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazete’de “İstihdam ve Meslekî Eğitim İlişkisinin Güçlendirilmesi Eylem Planı”  Hükümetin bu konuya önem verdiğini göstermektedir. Eylem Planında 9 öncelik alanı belirlenmiş. Bunlar; 1. Ulusal Yeterlilik Çerçevesinin oluşturulması; 2. Ulusal meslek standartlarına göre eğitim ve öğretim programlarının uyumlaştırılması; 3. İşgücü piyasası ihtiyaç analizlerinin periyodik olarak yapılması; 4. Mesleki ve teknik eğitim ortamlarının iyileştirilmesi, eğiticilerin niteliğinin artırılması ve yeni bir okul yönetim sistemi tasarlanması, 5. Mesleki eğitim ve öğretim kurum ve kuruluşlarının akreditasyonu; 6. Hareketlilik, yeterlilik ve mesleki eğitimle ilgili AB tarafından geliştirilen araçların uygulanmasında işbirliği; 7. İşgücü yetiştirme kurslarının etkinliğinin artırılması; 8. Mesleki ve teknik eğitim mezunlarının ve Mesleki Yeterlilik Belgesi sahiplerinin istihdam edilmelerinde ve işyeri kurmalarında gerekli teşvik mekanizmalarının oluşturulması ve 9. Mesleki bilgi, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri alanında işbirliği ortamının geliştirilmesidir.
 
Kaynak: The Youth Education to Work Transition Framework:Proposed Approach and Preliminary Results for Turkey and EU, 2007.
 
 
4.3.İşgücü piyasası düzenlemeleri
 
Gençlerin işgücü piyasasına geçişteki engellerden bir diğeri işgücü piyasası düzenlemeleridir. İş kanunu ile getirilen düzenlemeler, işletmelerin işgücü talebini etkiler. Bu düzenlemelerin başında işçi alma ve çıkarma konusunda serbestlik ve esnek çalışma biçimleri gelir. Katı düzenlemeler istihdama engel iken esnek düzenlemeler istihdamı teşvik eder. İşletmeler talepteki değişikliklere göre işçi alma, çalıştırma ve çıkarmada mevzuatın esnek olmasına istiyor. Katı işgücü piyasası düzenlemeleri, istihdama girişleri engellemekte ve bu durumdan en çok gençler etkilenmektedir. Türkiye OECD ülkeleri arasında katı düzenlemeler karşılaştırmasında Portekiz’den sonra ikinci sıradadır.
 
Esnek istihdamın bir diğer önemli türü, normal haftalık çalışma süresinden önemli ölçüde daha az süreli çalışma olan kısmi süreli (part-time) çalışmdır. İş Kanununun 13. maddesi ile ilk kez mevzuatta kısmi zamanlı çalışmaya yer verildi. Son on yıldır OECD ülkelerinin yarısından fazlasında yeni yaratılan işlerin en az yarısı kısmi süreli işler olmuştur. Özellikle kadınların ve gençlerin bu çalışma türünde daha fazla istihdam edildikleri görülüyor. OECD ortalamasına göre toplam kısmi süreli işlerin yüzde 70’inde kadınlar çalışmakta. Bu çalışma türü ebeveynlik ya da eğitim gibi diğer faaliyetlere imkan tanıması nedeniyle kadınlar ve gençler tarafından tercih ediliyor. Türkiye’de kısmi süreli çalışma türü kayıtlarda pek yaygın değil. Bu çalışma türü daha çok kayıt dışı olarak uygulanıyor. Çocuk bakımı, özel ders, ev temizliği ve bahçe bakımı gibi. Sosyal güvenlik mevzuatı bu tür çalışmayı kapsayacak düzenlemelere sahip değil. Keza çağrı üzerine çalışma içinde benzer şeyleri söylemek mümkün.
 
İşgücü piyasasına yönelik genç istihdamını engelleyen bir diğer argüman ulusal asgari ücret uygulamasıdır. OECD dâhil birçok kurum asgari ücretin özellikle gençlerin istihdama geçişinde engel olduğunu iddia etmekte, bölgesel asgari ücret uygulaması önermektedir. “Gerice bölgelerde iş olanakları ve geçim maliyetleri gelişmiş bölgelere göre oldukça düşük, dolayısıyla işsizin razı olacağı asgari ücret de düşük” argümanı bölgesel asgari ücret tartışmasının arkasındaki temel düşüncedir. Buna göre, tüm ülke genelinde belirlenen asgari ücret gerice yörelerdeki işgücü talebini engelliyor, işsizliği artırıyor, kayıt dışı çalışmayı teşvik ediyor.
 
Yüksek işgücü maliyetleri genç istihdamının önünde bir diğer engel olarak ifade edilmektedir. Kayıtlı sektördeişletmeler açısından bir kişiyi istihdam etmenin maliyeti sadece o kişiye ödenen ücretle sınırlı değil. Vergi, sosyal güvenlik primi, iş kanunu ve diğer kanunlarla getirilen yükümlülükler (ör. zorunlu özürlü istihdamı) işçiye ödenen net ücretin yanı sıra işletmenin istihdama ilişkin üstlendiği diğer maliyetler. Asgari ücret üzerinde vergi takozu (gelir vergisi ve işçi-işveren SSK ve işsizlik sigortası primi kesintileri toplamının işgücü maliyetine oranı) %35’dir. Türkiye, OECD ülkelerinde istihdam vergilerinin en yüksek olduğu ülkeler arasındadır ve bu yükler, ülkenin rekabet gücünü ve istihdam artışını engellemektedir.
 
Gerçi Hükümet ve TBMM, kamuoyunda “İstihdam Paketi'' olarak bilinen 2008 yılında çıkardığı 5763 sayılı  Kanun ile sigorta primlerinin işveren hissesinin 5 puanlık kısmının Hazinece karşılanmasına karar verdi. Ayrıca, 18-29 yaş arası gençler ile 18 yaşından büyük kadınlardan 26.05.2008 tarihinden itibaren 1 yıl içinde işe alınanların işveren SSK prim tutarının işsizlik fonundan karşılanmasını ve bu kişilerin prime esas kazanç alt sınırı (asgari ücret) üzerinden hesaplanan işveren SSK primi; beş yıl için ve ilk yıl için tamamı olmak üzere izleyen yıllarda azalarak ve sırasıyla %80, %60, %40 ve %20 oranında işsizlik fonundan karşılanmasını öngördü. Bakanlık bu teşviklerin  etkilerini kamuoyu ile paylaşmadı. Ancak, bu teşviklerin krize denk gelmesi, 5 puanlık genel bir indirimin uygulamasının daha kolay olması, genç teşvikinin genç işsizliğine etkisinin sınırlı olmasına yol açtığını düşünmekteyim.
 
Özellikle gençlerin işgücü piyasasına girişinde önemli rol oynayan geçici iş ilişkisi, OECD ülkelerinin üçte ikisinde esnek çalışma biçimlerinin en önemli araçlarından biri. Diğer ülkelerde uygulanma biçiminde üçlü bir istihdam ilişkisi söz konusu. Şöyle ki, üretimi yapan işveren, bu işverene işçi temin eden bir firma (genellikle özel-geçici istihdam bürosu) ve işçiler. İşçiler, işverene işçi temin eden geçici istihdam bürosu ile belirli süreli iş sözleşmesi yapmakta, bu büro mal veya hizmet üreten işletmeyle hizmet sözleşmesi akdetmektedir. İş Kanununun 7. maddesinde düzenlenen geçici iş ilişkisi, sadece aynı holding bünyesi ya da aynı şirketler topluluğu içinde olması en fazla 6 ayı geçmemesi ve en fazla da 2 defa yenilenebilmesi kısıtları nedeniyle uygulanamamaktadır.
 
4.5 Yönetim, politikalar ve kurumsal kapasite
Gençlerin istihdama geçişini etkileyen bir diğer unsur, yönetim ve politikalardır. Hükümetin ve diğer kamu kurumlarının gençlerin istihdamına geçişini kolaylaştıran politikalar, kurumsal yapı, kurumların uygulama kapasiteleri ve işbirlikleri önemli bir politika aracıdır. “Türkiye gençlerin işgücü piyasasına girişlerine yardımcı olacak etkin çalışan bir sistemi henüz kuramamıştır” desek pek yanlış olmaz. Maureen McLaughlin ve Sam W. Mikhail endeksi Türkiye’nin bu konuda diğer ülkelerden oldukça geri olduğunu göstermektedir(Şekil 2 ).
 
Kaynak: The Youth Education to Work Transition Framework: Proposed Approach and Preliminary Results for Turkey and EU, 2007.
 
Türkiye’de kariyer rehberlik sistemi çok zayıftır. İşgücü piyasası ve meslekler hakkında bilgi verecek, kişilerin kendilerini tanımalarına ve en uygun mesleği seçmelerine yardımcı olacak etkin bir sistemimiz yoktur. Bu konuda İŞKUR il müdürlüklerinde olması gereken iş ve meslek danışma merkezleri etkin değildir.  Okullardaki rehberler ise işgücü piyasası ve meslekler konusunda yetersizdir. 
 
Gençlerin iş aramalarına yardımcı olacak kurumsal yapı zayıftır. Gençlere işgücü piyasası hakkında bilgi verecek, işleri ve işyerlerini tanıtacak, kendilerine en uygun iş seçiminde yardımcı olacak, işverenle genç işsizleri buluşturacak etkin işleyen bir sistem hala yoktur.
 
Geçlerin istihdama geçişlerine yardımcı olacak aktif istihdam politikaları da yetersizdir. İŞKUR özellikle 2000 yılından itibaren yeniden yapılanma süreci ile birlikte pasif ve aktif istihdam politikaları (AİP) geliştirme sürecini başlatmış ve bu alanda oldukça başarılı projeler de uygulamıştır. Ancak özellikle gençlere yönelik AİP hizmetleri sayısal ve nitelik olarak yetersizdir. Yerel düzeyde gençlerin istihdama geçişinde yardımcı olacak programları uygulayacak İŞKUR müdürlüklerinin kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi, bu konuda en önemli politika aracıdır.
 
Gençlere girişimcilik ve iş kurmada yardımcı olacak programlarda etkin uygulanamamaktadır. KOSGEB’in koordinasyonunda bu konuda bazı eğitim ve teşvik politikaları uygulanmaktadır. Ancak bunların yeterli olduğunu ve etkin uygulandığını söylemek zordur.
 
Toplum olarak belirgin özelliklerimizden birisi de, her şeyi devletten beklemek, sadece şikâyet etmek, çözümün bir parçası olmamaktır. Hükümet dışında meslek kuruluşlarının, sendikaların, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının kısaca sosyal tarafların gençlerin istihdama geçişine yardımcı olacak politikalar geliştirdiklerini ve uyguladıklarını söylemek zordur. Haksızlık etmemek için bu konuda örnek olabilecek çok iyi uygulamaların olduğunu söylemem gerekir. Koç Holdingin Meslek Lisesi Memleket Meselesi Projesi, MESS Eğitim Vakfının, MEB ve İŞKUR’la yaptığı meslek edindirme projeleri, TOBB’un MEB ve İŞKUR’la yapmayı planladığı UMEM projesi, Bahçeşehir Üniversitesi ve TOBB Ekonomi ve Teknik Üniversitesinin CO-OP uygulamaları, bu konuda örnek programlardır. Şüphesiz, yeterli bilgi sahibi olmadığımız için yazamadığımız ve bunun için özür dilediğimiz başka çok iyi uygulamalar vardır. Ancak, sadece 15-24 yaş grubunda 11,5 milyon genç nüfusun olduğu bir ülkede bu uygulamaların yetersiz kaldığını söylemek zorundayız.
 
Son olarak gençlerin istihdama geçiş sürecinde sorumlu kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliğini belirtmek gerekir. Gerek kamu, gerekse özel sektör ve sosyal taraflarca uygulanan programlar arasında koordinasyon ve etkin işbirliğini garanti eden bir sistemin eksikliği hissedilmektedir. Bu koordinasyonu sağlayacak yapının kurulmasına yönelik önemli bir adımın Hükümet tarafından 15 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazete’de “İstihdam ve Meslekî Eğitim İlişkisinin Güçlendirilmesi Eylem Planı” olduğuna inanmak istiyoruz.
 
5. Gençlere düşen görev
Artan küresel rekabet ve gittikçe her işin küresel rekabete konu olması, fırsatlar ve tehditleri beraberinde getirmektedir. Yeni ekonominin getirdiği fırsatlardan yararlanmak ve tehditlerden korunmak için iyi eğitimli, nitelikli işgücü olarak tanımladığımız insan kaynağının diğer ifadeyle beşeri sermayenin önemi her geçen gün artmaktadır.
 
Esasen, içinde yaşadığımız ve bilgi ekonomisi/toplumu olarak tanımlanan sanayi ötesi toplumunun temeli beşeri sermayedir. Bilgi toplumunun en önemli unsuru ise bilgi işçisidir. İşinde yoğun bilgi kullanan bilgi işçileri, hemen her iş kolunda, her meslekte ve her üretim sürecinde yer alabilir. Örneğin, mühendis, teknisyen, operatör, öğretmen, yönetici, uzman, doktor, programcı, sekreter… olabilir. Bilgi işçisi olabilmek için iyi düzeyde formel eğitim gerekir. Bilgi işçiliği teorik ve analitik bilgiyi öğrenmeyi-almayı ve onu uygulamayı gerektirir. Devamlı öğrenme alışkanlığını içerir.
 
Okul öncesi eğitim bilgi işçiliği için önemli bir başlangıçtır. Zekâ, kişilik ve sosyal davranışlar, yani zihinsel gelişimin yarısının dört yaşına kadar tamamlandığı ileri sürülmektedir. Erken çocukluk dönemlerinde bilinçli eğitim sürecinden yararlanan çocuklar, okul hayatlarında daha başarılı, sosyal ve duygusal olarak daha yeterli ve daha iyi bir zihinsel gelişim göstermektedir.
 
Bilgi işçiliğinde ikinci önemli durak, örgün eğitim yani okullardır. Okuryazarlık, sayısal yetenekler, temel matematik ve fen bilgisi, bilgisayar okuryazarlığı, problem çözme yeteneği, yabancı dil, takım çalışması, öğrenme ve araştırma alışkanlığı gibi bilgi toplumunun temel becerileri esas olarak okullarda edinilir.   İyi bir örgün eğitim, iyi okullarda kaliteli eğitimle mümkündür. İlköğretimden üniversiteye okullar, bilgi toplumunun anahtar kuruluşlarıdır. Bu nedenle okulların performans ve temel değerleri toplumda giderek artan bir ilgi alanı olmaktadır. Kısaca, eğitim bilgi toplumunun merkezi ve okullar anahtar kuruluşlardır.
 
Ancak, önemi artmakla birlikte sadece örgün eğitim yeterli olamamaktadır. Bilgilerin eskime süresinin kısalığı, yeni teknolojiler ve inovasyon; bazı meslekleri ortadan kaldırmakta, yeni meslekler yaratmakta veya işlerin yapılış şeklini değiştirmektedir. Birey için bu değişime ayak uydurmak, sürekli öğrenmek ile mümkündür. Bilgi toplumunda uzmanlaşma önemlidir. Pratik bilgi sadece uzmanlaşma ile etkin olur. Ne kadar uzmanlaşmışsanız o kadar yetkinsinizdir. Ancak bir işten diğerine geçiş yeteneği, bir diğer işte uzmanlaşma yeteneği daha önemlidir. Bireyler, istihdam hayatı boyunca birden fazla iş ve kariyer süreci yaşamaktadır. Bu nedenle bilgi işçisi kendi kariyerini yönetmek durumundadır. Bu yaşam boyu öğrenmeyi gerektirir. Yaşam boyu iş garantisi, yaşam boyu öğrenme yeteneğine bağlıdır. Bilgi toplumunda eğitilmiş insanın tanımı “nasıl öğreneceğini öğrenen insandır”.
 
Bilgi toplumu bireyler için rekabetin en yoğun olduğu toplum ve başarı şiddetle önem kazanıyor.  Bazı insanlar eskiye göre çok daha başarılı, bazıları ise çok daha başarısız olacak ve başarısızlığın mazereti yok. Çünkü fırsatlar herkese açık (liderlik, yöneticilik, uzmanlık), ve çünkü bilgi evrensel olarak herkese açık. Fırsatları değerlendirmek ve başarılı olabilmek, bilgiyi daha iyi elde etmek ve onu işe daha iyi uygulamak, fark yaratabilmek ve uyanık olmakla mümkün. Bu nedenle gençler kendilerini iyi yetiştirmek, sürekli geliştirmek, kendi kariyerlerini yönetmek ve uyanık olmak zorundadır.[3]


[1] Bu makale Çankaya Üniversitesi Gündem Dergisi Sayı:39 Ocak 2011 sayısında yayınlanmıştır.
[2] Eğitim Reformu Girişimi, “Eğitim ve İnsangücü Çalışma Grubu Raporu” Türkiye İktisat Kongresi, 2004.
[3] Bu konuda daha fazla bilgi için “Kendini Yönetmek”, Peter Drucker, Harward Business Review, MESS Yayın No:500, 2005.

EĞİTİM TAKVİMİ

1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30
< Kasım 2017 >


© MESS Eğitim Vakfı, 2008 Tüm haklar saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.