"MEV : Yaşam Boyu Öğrenme Merkezi"
MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM SİSTEMİNİN GENEL DEĞERLENDİRMESİ

 Mesleki ve Teknik Eğitim Sisteminin Genel Değerlendirmesi (2010/Nisan)

Dr. Necdet Kenar
 
I. Giriş
Türk eğitim sistemi son 10 yıldır sayısal açıdan önemli gelişmeler göstermektedir. Özellikle sekiz yıllık zorunlu eğitime geçiş sonrası net okullaşma oranı; ilköğretimde %89,26’dan %96,49’a, orta öğretimde %37,87’den  %58,52’ye, yükseköğretimde %10,76’dan %21,06’ya yükselmiştir. Sayısal açıdan yaşanan bu iyileşmeler olumlu gelişmelerdir. Ancak eğitim sisteminde düzeltilmesi gereken birçok olumsuzluk ise halen ve kısmen derinleşerek devam etmektedir. Bunların başında, erken çocukluk eğitiminin yetersizliği, eğitimde cinsiyet eşitsizliği, yükseköğretim kapısında bekleyen milyonlarca lise mezunu ve en önemlisi eğitimin kalitesi ve etkililiği ile ilgili sorunlardır. Bu yazıda örgün eğitim sistemimiz içindeki mesleki ve teknik eğitimdeki (mesleki ve teknik liseleri ve meslek yüksek okulları) gelişmelere değineceğiz.
 
Tablo 1: Okul ve öğrenci sayıları 2008-2009

Eğitim kademesi
Okul/Birim
Toplam öğrenci
Kız
Erkek
Kız öğrenci /toplam
Okul öncesi eğitim
23.563
804.765
383.732
421.033
%47,7
İlköğretim
33.769
10.709.920
5.156.049
5.553.871
%48,1
Ortaöğretim
8675
3.837.164
1.757.223
2.079.941
%45,8
Genel orta öğretim
4.053
2.271.900
1.085.656
1.186.244
%47,8
Mesleki ve Teknik Lise
4.595
1.565.264
671.567
893.697
%42,9
Yükseköğretim
1.339
2.934.281
1.274.618
1.649.663
%43,4
Ön Lisans Meslek Yüksek Okulları
580
879.275
393.069
486.199
%44,7

Kaynak: MEB, Milli Eğitim İstatistikleri 2008-2009, ÖSYM Yükseköğretim İstatistikleri 2008-2009.
 
II. Mesleki ve Teknik Liseler
2008-2009 eğitim dönemi okul ve öğrenci sayıları Tablo 1’de verilmiştir. Tabloda dikkati çeken noktalar şöyledir. Erkek öğrenciler kız öğrencilere göre ilköğretimde %7,7, orta öğretimde %18,4, yüksek öğretimde %29,4 daha fazladır. Bu veriler eğitimde cinsiyet eşitsizliğinin kızlar aleyhine eğitim seviyesi yükseldikçe arttığını göstermektedir. Orta öğretimde eşitsizlik mesleki eğitimde kızlar aleyhine daha derindir. Erkek öğrenci sayısı kız öğrenci sayısına göre genel orta öğretimde %9,3 mesleki orta öğretimde %33 daha fazladır. Orta öğretimdeki öğrencilerin %40,8’i meslek liselerinde, %59,2’i genel liselerde okumaktadır. Ancak okul sayısına bakıldığında orta öğretimdeki okulların %53 meslek liseleri, %47’si genel liselerdir.
Son 11 yıldır mesleki ve teknik lise öğrenci sayılarında önemli değişiklikler yaşandı. 1997-98 öğretim yılında orta öğretim içindeki öğrenciler içinde mesleki ve teknik liselerde okuyan öğrencilerin oranı %45,2, genel liselerde okuyan öğrencilerin oranı %54,8’dir. Bu oran izleyen yıllarda düzenli olarak azaldı. 2002-03 öğretim yılında gelindiğinde mesleki ve teknik liselerde okuyan öğrencilerin orta öğretimdeki oranı %32,6’ya inmişti. Bu oldukça dramatik (puan olarak 12.6, yüzde olarak %28) düşüş, 2003-2004 yılından itibaren bir “U” dönüşü yaparak yükselişe geçti. 
Özellikle son 6 yıldır mesleki ve teknik liselerdeki öğrenci sayısında ciddi artış var. 2002-2003 öğretim yılında mesleki ve teknik liselerde okuyan öğrenci sayısı 985.575 iken bu sayı 5 yılda %58’8 lik bir artışla 1.565.264’e yükseldi. Aynı dönemde genel liselerde okuyan öğrenci sayısı ise %11,5 oranında arttı. Söz konusu dönemde orta öğretimde artan öğrenci sayısı mesleki ve teknik liselere yöneldi. Bunun sonucu toplam orta öğretim içinde mesleki ve teknik liselerde okuyan öğrenci oranı %40,8’a yükseldi. Son 5 yıllık yönelimdeki değişim olumlu ve arzulanan bir gelişme. Ancak %40,8 oran hedeflenenin hala çok gerisinde. Hedef %65 meslek lisesi %35 genel lise. 20 yıldır Milli Eğitim Şura raporlarında sürekli tekrarlanan hedef, %65 meslek lisesi %35 genel lisedir. Hükümet bu hedefi 2011-2012 için %50 olarak belirledi. Bu hedefin doğruluğu ya da geçerliliği tartışmalarına girmeden son 10 yıldır mesleki ve teknik eğitim öğrenci sayısındaki bu dramatik değişimlerin gerisinde nelerin yattığına yönelik tartışmalar üzerinde duralım.
 
Tablo 2: Orta öğretim öğrenci sayıları

Yıllar
Toplam (1)
Genel Orta Öğretim (2)
Mesleki ve Teknik (3)
3/1 (%)
1997-1998
2.129.989
1.166.195
963.794
45,2
1998-1999
2.280.676
1.282.605
998.071
43,8
1999-2000
2.316.350
1.399.912
916.438
39,6
2000-2001
2.362.943
1.487.415
875.528
37,1
2001-2002
2.579.819
1.673.363
906.456
35,1
2002-2003
3.023.602
2.038.027
985.575
32,6
2003-2004
3.014.392
1.963.998
1.050.394
34,8
2004-2005
2.949.449
1.937.055
1.012.394
34,3
2005-2006
3.258.254
2.075.617
1.182.637
36,3
2006-2007
3.386.717
2.142.218
1.244.499
36,7
2007-2008
3.245.322
1.980.452
1.264.870
39,0
2008-2009
3.837.164
2.271.900
1.565.264
40,8

 
 
 
2. Meslek liselerine ilgi neden azaldı? (1998/99-2002/03)
 
a. Yapısal nedenler
 
Esasında meslek liselerine ilginin azalması sorunu, son on yılı da aşan 1980’li yıllara kadar uzanan bir geçmişe sahip. Son 20 yıldır meslek liselerinde yaşanan talep düşüklüğünün temel nedeni yapısal nedenlerdir. En önemli nedenlerden biri mesleki eğitimin statü ve itibar sorunudur. Esasında statü sorunu küresel bir sorundur. Genel olarak tüm ülkelerde akademik bilgi ve eğitim, mesleki ve teknik eğitimden daha itibar görmektedir. Ancak bu itibar sorunu ülkemizde daha yoğun yaşanmaktadır. Öğrenciler meslek okullarını en son tercih olarak değerlendirmekte. Mesleki sahibi olmak, kariyer geliştirmek ve başarılı olmak için üniversiteler tek adres olarak görülmekte bu da üniversitelere talebi şişirmektedir.
Bir diğer neden meslek lisesi mezunu olmanın piyasa getirisidir. İşgücü piyasası istatistiklerine göre, meslek lisesi mezunlarının, işsizlik oranları, iş bulma şansları, ücret seviyeleri; genel lise mezunlarından biraz daha iyi olsa bile üniversite mezunlarından düşüktür. Kadınlarda üniversite mezunu olmanın meslek lisesi mezunu olmaya göre getirisi erkeklere göre çok daha yüksektir. Bu tablo karşısında Türkiye’de ailelerin ve öğrencilerin yoğun üniversite tercihlerinin nedeni son derece anlaşılırdır. Üniversitelere girişin yolu ise genel liselerden geçmektedir. Ailelerin ve öğrencilerin tercihi öncelik sırasına göre, fen lisesi, Anadolu lisesi, (kaldırılan süper lise) normal lise olmuştur.
Mesleki eğitimde talep düşüşünün bir diğer nedeni bu eğitim siteminde yaşanan kalite, verimlilik ve etkililikle ilgili sorunlardır. Mesleki eğitim mezunlarının niteliğinden iş dünyası memnun değildir. Mesleki eğitim, günümüz üretim teknolojilerinin ihtiyacı olan nitelikli işgücünü yetiştirememektedir. Mesleki eğitim sırasında verilen teorik eğitim yetersizdir. Mesleki ve teknik eğitim mezunları, istihdam öncesi işletmelerde yeniden eğitilmek durumundadır. Mesleki eğitimdeki kalite ve verimlilik sorunun farklı nedenleri vardır. Bunların önemlileri aşağıya aktarılmıştır[1].
•          Mesleki ve teknik liselere gelen öğrencilerin temel eğitiminde ciddi eksiklikler vardır. Mesleki ve teknik okul öğretmenleri bugün okullarının en büyük sorunu olarak bu okulları tercih eden öğrencilerin öğrenim düzeyinin düşüklüğünü göstermektedir. Öğretmenler, öğrencilerin önemli bölümünün basit matematik bilgisinden yoksun olduğunu belirtmektedir.[2] Temel bilgilerden yoksun olarak gelen öğrenciler, mesleki okulda da bu eksikliği giderememekte, yetersiz bilgilerle mezun olmakta ve bu da işgücünde ciddi nitelik sorunlarına yol açmaktadır.
•          Eğitim ile istihdam arasındaki ilişki zayıftır. Eğitim sisteminin yetiştirdiği meslekli işgücü arzı ile işgücü piyasasının talep ettiği meslekli işgücü arasında uyumsuzluk vardır. Mesleki okullarda okutulan müfredat güncel değildir. Eğitim programları ve müfredatı işgücü piyasasının ihtiyaçları analiz edilmeden belirlenmektedir. Halen yoğun işsizliğin yaşandığı mesleklerde, yeni mezunlar yetiştirilmektedir.
•          Mesleki ve teknik okullarla işletmeler arasında iletişim ve işbirliği eksiktir. Öğrenciler işletmelerde yeterli staj imkânı bulamamaktadır. İşletmelerde stajyerlere önem verilmemektedir.
•          Eğiticilerin eğitimi yapılamamaktadır. Eğiticiler sanayiden kopuk, teknolojik gelişmeleri izleyememekte, yeni çıkan makine, teçhizat ve ekipmanları tanımamaktadır. Meslek lisesi öğrencileri öğretmenlerin mesleki bilgi ve becerileri konusunda şüphelidir[3].
•          Meslek seçiminde rehberlik ve danışmanlık hizmetleri yetersizdir. Meslek lisesi öğrencilerinin yaklaşık %70’i meslek okulu seçimi öncesi rehberlik ve yönlendirme almadığını ifade etmiştir.[4]
•          Bilgi toplumunda mavi ve beyaz yakalı işçi kavramı değişmekte “bilgi işçisi” kavramı öne çıkmaktadır. Yaşam boyu öğrenim felsefesi öne çıkmıştır. 1990’lı yıllardan itibaren gelişmiş ülkelerin çoğu bu yaklaşımı eğitim sistemlerine uyarlamak için eğitim sistemlerinde reform yapmışlardır. Teknoloji ve işgücü piyasasında değişikliklere cevap verecek esnek bir yapı gerekmektedir. Türk eğitim sistemi bu yaklaşımı algılamakta ve içselleştirmekte gecikmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın şu andaki okul tiplerine bağlı örgüt yapısı verimsizliğe ve kaynak israfına yol açmaktadır[5].
•          Mesleki ve teknik eğitimdeki öğrenciler de sistemden şikayetçidir. Kayır, Karaca ve Şenyüz tarafından 2004 yılında yapılan araştırmaya göre meslek lisesi öğrencilerinin %48’i; erkek teknik, kız teknik ile ticaret ve turizm liselerindeki öğrencilerin ise %58’i yeniden imkân tanınsa bu okullarda okumayacaklarını belirtmişlerdir. Meslek lisesi öğrencileri okullarını mesleğe hazırlamada yeterli görmemektedir. Öğrenciler ders kitaplarını, laboratuar, atölye, işlik, araç, gereç vb. gibi okul imkânlarını ve yabancı dil eğitimini yetersiz görmektedir. Öğrencilerin yüzde %80’i devletin okullarını ihmal ettiğine inanmaktadır.
 
b. Sekiz yıllık zorunlu eğitime geçiş ve katsayı tartışmaları
Özellikle 1997-98 döneminden itibaren meslek liselerinde okullaşma oranının düşüşüne katkı sağlayan iki yasal düzenleme vardır. Konu politik açıdan da çok tartışıldı. Bunların ilki 1997 yılında 4306 sayılı Kanun ile ilköğretimin 5 yıldan 8 yıldan çıkarılmasıdır. Bu düzenleme ile mesleki ve teknik okulların orta bölümleri kapatılmıştır. Bu düzenlemenin mesleki eğitime olan ilgiyi azalttığı yönünde geçmişte yoğun eleştiriler yapıldı. Tablo 3’den zorunlu ilköğretimin 8 yıla çıkarılmasının meslek liselerinde okullaşma oranına etkisini görmek mümkün. Buna göre söz konusu Kanun meslek lisesi kapsamında değerlendirilen İmam Hatip Liselerinde okuyan öğrenci sayısını dramatik şekilde azaltmıştır. 1996-97 öğretim yılında 192.277 olan imam hatip lisesi öğrenci sayısı 2002-03 yılında 71.100 öğrenciye düşmüştür. Azalış %63 oranındadır. İmam hatip dışında diğer mesleki ve teknik liselerde de bu düzenlemenin etkili olduğu görülmüştür. Erkek teknik eğitimde (endüstri meslek ve teknik liseler) 1999-2000 yılında öğrenci sayısı yaklaşık %10 azalmış, ancak bu azalış kısa sürmüştür.
Meslek liselerindeki öğrenci sayısının azalmasına yönelik bir diğer düzenleme“katsayı uygulaması”dır. 1999 yılında üniversiteye giriş sınavı çift aşamadan tek sınava indirilmiş Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanı sistemine geçilmiştir. Bu sistem çok kabaca üniversiteye girişte meslek liselerine diğer genel lise mezunlarına göre daha düşük katsayı uygulayan bir sistemdir. Bu düzenleme meslek liselerinin üniversiteye giriş şansını azaltmıştır. Katsayı uygulamasının da özellikle imam hatip, endüstri meslek ve teknik liselerde ve ticaret turizm liselerinde öğrenci sayısını olumsuz etkilediği görülmektedir (Tablo 3).
Tablo 3: Mesleki ve teknik liselerin öğrenci sayıları

 
1996-1997
2000-2001
2002-2003
2007-2008
2008-2009
Erkek Teknik
390.806
382.849
429.680
498.983
608.414
Kız Teknik
98.617
108.651
166.381
224.970
283.166
Ticaret ve Turizm
224.489
265.365
275.873
273.719
324.655
İmam Hatip
192.727
95.718
71.100
129.274
143.637

 
 
3. Meslek liselerine ilgi canlanıyor (2003-04 ve sonrası)
İstatistikler 2003-2004 öğretim yılı ile birlikte mesleki teknik eğitime talebin arttığını gösteriyor (Tablo 2-3). Son altı yılda (2002-03 ve 2008-09 dönemi karşılaştırması) öğrenci sayısı mesleki ve teknik orta öğretimde %%58’8  arttı. Halbuki aynı dönemde MEB istatistikleri genel liselerdeki öğrenci sayısı %11,5 oranında arttı. Meslek liselerinin ayrımına bakıldığında öğrenci sayısı, ticaret ve turizmde %17,7;[1] erkek teknik eğitimde (EML ve teknik liseler) %41,6; kız teknikte %70,2; imam hatipte %102 oranında arttı. Sağlık meslek liselerinde öğrenci sayısı ise 3 yılda %30 arttı. Özellikle sanayi bölgelerinde meslek liselerine olan talep karşılanamamakta, derslik yetersizliği nedeniyle öğrenci kaydı yapılamamaktadır. Meslek liselerine kayıt için gelenlerin kayıtlarının mutlaka yapılması gerektiği konusunda Bakanlık politikası bazı meslek liselerinin kapasitenin çok üstünde öğrenciye sahip olmaları sonucunu doğurmuştur. Meslek liselerine talebin artıyor olması sevindiricidir. Bu artışın hangi faktörlerden kaynaklandığı konusunda şu görüşler ileri sürülebilir.
 
a) Büyüyen ekonominin meslekli işgücüne artan talebi
Kriz sonrası Türkiye ekonomisi ve imalat sanayi hızlı bir büyüme süreci içine girmiştir. 2002-07 dönemi büyüme yıllık ortalama %7,3; imalat sanayi üretim artışı yıllık ortalama %7,6’dır. İmalat sanayi içinde özellikle metal sektörü daha da hızlı büyümüştür. 2002-07 döneminde ana metal sanayi %9,88, elektrikli makine ve teçhizat %11,81, metal eşya %13,01, makine ve teçhizat %17,08 ve otomotiv sektörü %26,28 büyümüştür. Büyüyen imalat sanayi söz konusu dönemde 727 bin ilave istihdam imkânı sağlamıştır. İstihdam artışı özellikle 2003 yılı sonrasında hızlanmıştır. İmalat sanayi işe alımlarda meslek ve teknik lisesi mezunlarına öncelik vermektedir. Özellikle kriz öncesi (2008 Haziran öncesi) imalat sanayinin yoğun olduğu İstanbul, Kocaeli, Bursa üçgeninde meslek lisesi mezunu kıtlığı yaşanmıştır. Özel sektör nitelikli eleman ihtiyacını karşılayamamaktadır. Sanayinin yoğun olduğu bu bölgelerde meslek lisesi mezunlarına olan bu talep aile ve öğrencilerin meslek liselerine ilgisini artırmıştır. Bu bölgelerde meslek liseleri öğrenci başvurularını karşılayamamaktadır.
Hizmet sektörü de aynı dönemde hızlı büyüme gerçekleştirmiştir. 2001 krizi sonrası hizmet sektörü yaklaşık 2,5 milyon yeni iş yaratmıştır. Sektör nitelikli eleman sıkıntısı yaşamaktadır. Turizm ve ticaret sektörü, ticaret ve turizm meslek lisesi mezunlarına, büyüyen sağlık sektörü sağlık lisesi mezunlarına olan talebi artırmıştır. Bugün için sağlık lisesi mezunları için iş bulma sıkıntısı yok gibidir. Tüm bunlar meslek lisesi mezunlarının istihdam olanaklarının artmasına ve bu okullara olan talebin tekrar yükselmesine neden olmuştur.
 
b) Üniversiteye giremeyen lise mezunu sayısındaki çığ gibi artış
 2007 yılında ÖSYS 1.776.441 kişi başvurmuştur. Bunlardan %11’i ikinci öğretim dâhil örgün lisans programına, %11’i sınavsız geçiş dâhil 2 yıllık ön lisans programlarına, %13’ü açık öğretime (ön lisans ve lisans) yerleşmiştir. Başvuran 1.150 bin kişi (%65’i) hiçbir programa yerleşememiştir. Her yıl üniversiteye giremeyen lise mezunu sayısı katlanarak artmaktadır. Ayrıca, üniversiteye girecek öğrenciler neredeyse OKS sınavı ile belirlenmektedir. OKS sınavında iyi bir derece yapamayan ve bir Fen/Anadolu lisesine yerleşemeyen aileler çocuklarının üniversiteye giremeyeceği endişesi yaşamakta ve bu aileler içinde çocuklarının meslek sahibi olabilmesi için meslek liselerini tercih edenlerin sayısı artmaktadır.
c) Meslek Yüksek Okullarına sınavsız geçiş
2003’teki değişikliklerle meslek lisesi öğrencilerine ön lisans programlarına sınavsız geçiş hakkı tanınması meslek liselerine talebin yükselmesinin bir nedeni olabilir.Sınavsız geçiş uygulamasından, meslek/teknik lise çıkışlı olanların dışındaki öğrenciler yararlanamamaktadır.
d) Hükümetten meslek liselerinin ve bu kapsamda imam hatip liselerinin önündeki katsayı engelini kaldırması beklentisi
2003-04 öğretim yılından itibaren imam hatip liselerinde öğrenci azalışı durmuş, sayı artmaya başlamıştır. 2008-09 öğretim döneminde bu okullardaki öğrenci sayısı 2002-03’e göre %102 artarak 143.637’ye yükselmiştir. Bu artışın nedeni 2002 sonunda iktidara gelen AK Parti Hükümetlerinden katsayı konusundaki düzenleme yapılması beklentisidir. İmam Hatip Lisesi iş dünyası açısından bir mesleki ve teknik lise değildir. Ancak mesleki eğitimle ilgili tartışmalar bu okullar üzerine oturtulmakta, bu da gerçek mesleki ve teknik okullarda yapılacak düzenlemeleri olumsuz etkilemektedir. Yapılması gereken imam hatip liselerinin meslek lisesi kapsamından çıkarılması, diğer ifadeyle meslek eğitimi sorununun imam hatip sorunundan ayrıştırılması, her iki konuya farklı çözüm getirme imkânının yaratılmasıdır.
e) MEGEP ve MTEM Projeleri ve mesleki eğitimde reform çalışmaları
              Milli Eğitim Bakanlığı mesleki eğitime yönelik reform çalışmalarını, AB tarafından finansmanı sağlanan “Türkiye’de Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Geliştirilmesi Projesi” (MEGEP) ve “Türkiye’deki Mesleki ve Teknik Eğitimin Modernizasyonu Projesi” (MTEM) ile yürütmektedir. Eylül 2002’de başlayan ve 5 yıl süren MEGEP’in genel hedefi, mesleki eğitim ve öğretim sisteminin ülkenin sosyo-ekonomik ihtiyaçlarına ve hayat boyu öğrenme ilkelerine göre modernizasyonu ve uyarlanması sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla Türk Hükümetine yardımcı olmaktır.
 MEGEP kapsamında mesleki teknik ortaöğretime yönelik bir pilot uygulama yapılmıştır. Pilot uygulama 2004–2005 öğretim yılında 145 genel, mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarının ortak 9. sınıflarında 4 yıl süreli modüler program esasına dayalı eğitim ve öğretimi içermektedir. Proje kapsamında genel liseler ile mesleki ve teknik liselerin birinci sınıfı ortak hale getirilmiş ve bu sınıf “yönlendirme sınıfı” olarak yapılandırılmıştır. Bu uygulamada öğrenciler, yönlendirme sınıfını tamamladıktan sonra devam edecekleri okul türlerini (meslek lisesi türleri yada genel lise) ile bölümlerini/alanlarını seçebilmektedir. Pilot proje daha sonra tüm meslek liseleri için geçerli hale getirilmiştir. Ayrıca proje ile meslek dallarında öğrencilerin sertifikalara yönelik modüler eğitim programları ve ders notları hazırlanmıştır.
Temmuz 2003’te başlayan ve 2007’de tamamlanan MTEM ile mesleki ve teknik öğretmenlerinin niteliklerinin artırılmasına yönelik hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimler geliştirilmiştir. Mesleki ve teknik öğretmen yetiştirilmesi sisteminde insan kaynaklarının geliştirilmesi için kapsamlı orta vadeli strateji oluşturulması bu projesi kapsamında yapılan faaliyetlerdir.
Tüm bu çalışmalar mesleki liselerine ilginin tekrar canlanmasına katkı sağlamış olabilir.
 
III. Meslek Yüksekokulları[6]
Meslek yüksekokulları (MYO) orta öğretimden sonra 2 yıl süreli ön lisans eğitimi veren, üniversitelere bağlı okullardır.  Bugün için toplam 641 MYO var. Ancak bunların içinde faal olanların sayısı 580’dir. 60’ın üzerinde MYO ise yasal olarak, -kâğıt üzerinde- var ancak fiili kuruluşunu gerçekleştirememiş, faaliyeti yok. MYO’lara 2008–2009 eğitim-öğretim yılında ikinci öğretim ve açık öğretim dahil kaydolan öğrenci sayısı 357.544, okuyan öğrenci sayısı 879.275. Bu rakamlara göre örgün yükseköğretimde okuyan öğrencilerin %30’u  meslek yüksekokullarında. Dünyada belli başlı ülkeler ortalamasının %28 olduğu dikkate alınırsa Türkiye, yükseköğretimde mesleki eğitim öğrenci oranı bakımından iyi bir konumda. Ancak eğitim kalitesi açısından iyi demek ise maalesef mümkün değil. Zira MYO’larda öğrenci başarı düzeyi çok düşük. Kabaca kayıtlı öğrencilerin üçte biri mezun olurken, yarısının başarısızlık nedeniyle okulla ilişkisi kesiliyor, beşte biri ise kendi isteğiyle okulu bırakıyor. Bu başarısızlık tablosunun arkasındaki gerçekleri gelin bizzat bu okulların müdürleri tarafından hazırlanmış Komisyon raporundan öğrenelim[7]
1. MYO’lara gelen öğrencilerin bilgi seviyesi düşük
2003 yılından itibaren MYO’lara meslek liselerinden sınavsız öğrenci alınıyor. Sınavsız geçiş bu okullarda zaten var olan öğrenci kalitesi sorununu daha da büyütmüş. Sınavsız geçiş uygulaması orta öğretimde başarıları zayıf olan öğrencileri MYO’lara yöneltmekte. Bu öğrencilerin başarısızlıkları MYO’larda da devam ediyor.
2. Yerleşim yeri, alt yapı ve kaynak sorunu
Kuruluş yerleri ve şartlarının olumsuzluğu başta olmak üzere teknolojik araç gereç ve donanım eksikliği, laboratuar eksikliği, kütüphane ve okuma salonları yetersizliği, sosyal aktivite (yemek, kantin, spor, sağlık, rehberlik, barınma vb.) yoksunluğu bu okulların eğitim kalitesini fazlası ile etkiliyor. Bu okulların 57’si Dünya Bankası ve DPT tarafından desteklenmiş ve iyi durumda. 100 kadar MYO gelişme sürecinde kalan 300’den fazla MYO’nun ise çok ciddi sorunları var.
Sanayisi gelişmiş/gelişmemiş ayrımı yapılmaksızın, ihtiyaç analizi yapılmadan MYO’lar kurulmuş. MYO'ların sayıca %10'u illerde, %83'ü ilçelerde, %7'si beldelerde kurulmuş. Ancak toplam öğrencilerin %58’i illerdeki MYO’lara kayıtlı. Meslek yüksekokullarının bu kadar yaygınlaşmasında yerel yönetimlerin ve siyasilerin önemli etkisi olmuş. Halen kağıt üzerinde kurulu  olan ancak faaliyete geçemeyen MYO’nun arkasında yata nedeniyanlış yer secimi ve alt yapı eksikliklerinden kaynaklanıyor.
Bu okulların kaynak sorunları da had safhada; üniversiteler kıt kaynaklarını öncelikle fakültelere ayırıyorlar. MYO’lar rektörlerin üvey evlatları konumunda. 2005-2006 eğitim-öğretim yılı için öğrenci başına yapılan harcama, mesleki ve teknik ortaöğretimde 2.208 YTL, genel ortaöğretimde 1.259 YTL olmasına karşın,meslek yüksekokullarında sadece 702 YTL.
            3.Öğretim elemanlarının -sayısal ve pedagojik- yetersizliği
            Yaklaşık 9.500  öğretim elemanının görev yaptığı MYO’larda öğrenci başına düşen öğretim elemanı sayısı 79. Bu sayı yükseköğretimin geneli için 24, meslek liselerinde ise  17,6. Diğer ülkelerde öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı ise şöyle; Almanya’da 5, Japonya’da 9, Belçika’da 10, Kore ve ABD’de 21, Finlandiya’da 23. Mevcut öğretim elemanlarının büyük bir bölümü pedagojik formasyona sahip değil. Çoğu akademik unvandan yoksun öğretim elemanları, yüksekokullarda kendilerini tam üniversite elemanı gibi hissedemiyor ve bir kimlik sorunu yaşıyor. “Sonuç olarak, meslek yüksek okulları, öğretim üyelerinin ve öğretim elemanlarının mesleki doyumsuzluklarının oluştuğu okullar olarak karşımıza çıkmaktadır”[8].
            Yukarıdaki sorunlara ek olarak bu okulların nitelikli ve deneyimli idari personel problemlerinin olması; iş dünyası ile sağlıklı ilişkiler kurup işgücü piyasasının taleplerine uygun nitelikte mezun yetiştirememeleri; MYO yöneticileri ve öğretim elemanlarını bunaltıyor. Sorunlar altında ezilen ve üniversiteler ile mülki idareden yeterli desteği bulamayan müdürler ve öğretim elemanlarının MYO’lar konusundaki inançsızlıkları gittikçe artıyor.[9]
            Halbuki MYO’lar ülkemiz mesleki eğitiminde çok önemli rol oynayabilir. Örneğin ABD ve İngiltere gibi ülkelerde MYO’lar (community college), gençlerin ve yetişkinlerin kısa-uzun süreli mesleki eğitiminde ve yaşam boyu öğrenme sürecinde temel role sahipler. Ülkemizde de MYO’lar, işgücü piyasası ihtiyaçları doğrultusunda yörenin beceri açığını ve nitelikli ara eleman ihtiyacını giderecek kısa ve uzun süreli eğitim programlarını başarı ile uygulayabilir, işgücünün istihdam edilebilirliğini yükseltebilirler. Yapılması gereken MYO’lara başta Hükümet olmak üzere, YÖK, üniversiteler, mülki idareler, iş dünyası ve sosyal tarafların sahip çıkması, sorunlarının çözümüne yardımcı olması.
 
IV. Mesleki Yeterlilik Sistemi
Mesleki eğitim sisteminin değerlendirilmesi yapılırken mesleki yeterlilik sistemindeki gelişmelere değinmemek eksiklik olacaktır. 5544 sayılı Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu ve 7 Ekim 2006 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgili kuruluşu olarak yönetiminde kamu kurumları ile meslek kuruluşları ve işçi ve işveren sendikalarının bulunduğu özerk bir Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) oluşturuldu. MYK Genel Kurulu, Yönetim Kurulu ve hizmet birimleri oluşturuldu ve faaliyete geçti.
MYK, standardı belirlenecek mesleklere karar vermeye başladı (Her mesleğe standart gelmeyebilir).  Meslek standardı, bir mesleğin başarı ile icra edilebilmesi için gerekli bilgi, beceri, tavır ve tutumların neler olduğunu gösteren asgari normlar olarak tanımlanıyor. Standartlar bu konuda istekli kuruluşlar tarafından hazırlanacak. MYK, meslek standardı belirlemek isteyen kuruluşların taleplerini inceleyerek bu konuda yetkilendirme yapacak. Bu kapsamda yetkilendirmeler devam ediyor.  Bu yetkiye istinaden bir mesleğin taslak standardını hazırlayan kuruluş bunu MYK’ya sunacak. MYK bunu öncelikle “sektör komiteleri”ne incelettirecek. Sektör komiteleri kamu kuruluşları, işçi ve işveren kuruluşları ile meslek kuruluşları temsilcilerinden oluşuyor. Şu ana kadar, Otomotiv Sektör Komitesi, Metal Sektör Komitesi, İnşaat Sektör Komitesi, Enerji Sektör Komitesi, Tekstil, Hazır Giyim, Deri Sektör Komitesi, Turizm, Konaklama, Yiyecek-İçecek Hizmetleri Sektör Komitesinin kurulumu gerçekleşti.   Sektör komitelerinin uygun gördüğü ve MYK tarafından onaylanan meslek standardı Resmi Gazete’de yayınlanır ve ulusal meslek standardı niteliğini kazanır. Yürürlüğe giren meslek standartları en geç 5 yılda bir yeniden değerlendirilecek, gerekli görülenler yenilecek.
            Ulusal meslek standartları belirlendikten sonra MYK bu standartları esas alan ulusal yeterlilik çerçevesini belirleyecek. Bu çerçeve kanunda “AB tarafından benimsenen yeterlilik esasları ile uyumlu olacak şekilde tasarlanan ve ilk, orta ve yüksek öğretim dâhil, tüm teknik ve mesleki eğitim/öğretim programları ile örgün, yaygın ve ilgili kurumların iznine dayalı programlarla kazandırılan yeterlilik esasları” olarak tanımlanmış.
Mesleki yeterlilikler kazandıran eğitim ve öğretim kurumları, mesleki eğitim programlarını standartlara uygun olarak geliştirecek. Bu kurumlar ve programlarının akredite edilmesi gerekecek. Akredite işlemi akreditasyon kurumları tarafında yapılacak ve bu kurumlar MYK tarafından belirlenecek.
Mesleği icra etmek isteyen ve bu konuda gerekli eğitim ve beceriye yani “mesleki yeterliliğe” sahip olduğunu iddia eden kişiler sınava tabi tutulacak. Mesleki yeterlilik düzeyini belirleyecek sınav MYK tarafından yetkilendirilmiş “personel belgelendirme kurum ve kuruluşları” tarafından yapılacak. Sınavlarla ilgili esas ve usuller ile teorik sınavdan muaf tutulacak meslekler ve kişiler yönetmelikle belirlenecek. Açılacak sınavlarda başarı gösterenlere mesleki yeterlik düzeyini gösteren belge veya sertifika MYK tarafından verilecek.
 
V. Mesleki eğitime yönelik politika önerileri
Türkiye’de mesleki eğitim itibar kaybederken 21. yüzyılda eğitimli, becerili, meslekli işgücünün önemi daha da artmaktadır. Mesleki eğitim, akademik eğitim kadar önemli hale gelmektedir. Mesleki eğitimde bir değişim ihtiyacı vardır. Temel beceriler, yetkinlikler ve bunları en iyi öğrenme şekilleri ve eğitim sistemleri bilgi toplumunda sürekli değişmektedir. Artık işgücü daha iyi temel eğitim almak, daha çok ve yüksek becerilere sahip olmak, çalışma hayatı boyunca birden fazla mesleğe sahip olmak ve bunlarda uzman olmak, bunun için de sürekli öğrenme alışkanlığına sahip olmak durumundadır. Bu durum meslek liselerinde ve meslek yüksekokullarında eğitimin kalitesinin yükseltilmesini, daha güçlü bir formel eğitim ve temel beceri eğitimini gerektirmektedir. Kısaca, eğitim sistemi değişen koşullara ayak uydurmak durumundadır. Mesleki eğitime yönelik reform çalışmaları ortaöğretim düzeyinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Bu çalışmaları takdirle karşılıyoruz. Ancak yapılacak daha çok iş vardır. Reforma yönelik politika önerileri konusunda birçok bilimsel çalışma vardır. Bu çalışmaların ışığında kısaca politika önerileri şunlar olabilir[10]:
1. Öncelikle mesleki eğitimin cazibesinin ve itibarının artırılarak mesleki eğitimi düşük statülü bir olgu olmaktan çıkarmak gerekir. Bunun ilk koşulu mesleki eğitim sisteminin kalitesini artırmak, sistemi işgücü piyasası şartlarına cevap veren yapıya dönüştürmektir. Planlı ekonomi dönemleri artık çok geride kalmıştır. Ekonomik yapı, teknoloji ve işgücü piyasaları hızla değişmektedir. Sistemin bu değişime ayak uydurarak, hantal bir yapıdan değişime çabuk cevap veren esnek bir yapıya kavuşturulması gerekir. Bu durum mesleki eğitim sisteminde okul türlerinin ve çeşitlerinin azaltılmasını, sistemin geniş tabanlı ve modüler bir yapıya dönüştürülmesini gerektirmektedir. Bu nedenle, MEGEP projesi ile meslek liselerinde modüler yapı uygulamasının başlaması oldukça isabetlidir. 
Mesleki ve teknik eğitimin kalitesini etkileyen diğer önemli unsurlar okulların güncel teknolojik donanımı ve meslek öğretmenlerinin bilgi düzeyleri ve öğretme becerileridir. Özellikle yeni teknoloji ve pedagojik gelişmeler karşısında öğretmen eğitimi düzenli hale getirilmelidir.
2. Hızlı değişim, toplumdaki herkesin bu değişime ayak uydurmak için temel eğitimlerinin ve becerilerinin güçlü olmasını gerektirmektedir. Artık hayat boyunca tek bir meslek, tek bir iş, tek bir şirket dönemi geride kalmıştır. Bireyin hayat boyu istihdam garantisi, hayat boyu istihdam edilebilirliğine bağlıdır. Bu süreçte hayat boyu öğrenme önem kazanmaktadır. Yaşam boyu öğrenme alışkanlığı ve becerisi ise sağlam bir temel eğitime bağlıdır. Bu nedenle mesleki eğitimde temel beceriler eğitimine daha fazla ağırlık vermek gerekir. Türkçe, matematik, fen bilgisi, yabancı dil, eleştirel düşünme, bilişim, sosyal beceriler, girişimcilik gibi temel beceriler, meslek liselerinde daha güçlü verilmelidir. Bu nedenle ortaöğretimde ilk yıl tüm okullarda uygulanan, temel becerilere yönelik eğitim uygulamasına geçilmesi isabetli olmuştur. Hatta bunun iki yıla çıkarılması üzerinde tartışmak gerekir.
3. Genel lise mezunlarının ¾’ü üniversiteye girememektedir. Bu mesleksiz mezunlar ya işgücü piyasasında mesleksizler sınıfına dâhil olmakta ya da işgücü piyasasına girememektedir(özellikle kızlar ev kadını olmaktadır). Bu nedenle, mesleki eğitimin sadece meslek liseleri ile sınırlı kalmaması, genel liselerde de öğrencilere bazı temel mesleki becerilerin kazandırılması gerekir. Bu temel becerileri alan kişilerin daha sonra mesleki eğitimle meslek sahibi olmaları daha kolay olacaktır. Bunun için genel liselere seçmeli bazı meslek dersleri konulabilir. Nitekim bu gün ABD, İngiltere gibi ülkelerde mesleki eğitim yüksek okulda verilmekte, ancak ilk ve orta öğretimde öğrencilere meslekler tanıtılmakta el becerileri geliştiren bazı dersler verilmektedir.
4. Mesleki eğitim diğer politik tartışmaların gölgesinden çıkarılmalıdır. İmam hatip liselerinin meslek lisesi kapsamında olması, bu okullara yönelik politika ve tartışmaların mesleki eğitim üzerinden yapılmasına yol açmaktadır. Meslek liseleri için yapılması gereken doğrular imam hatip endişesi nedeniyle geriye itilmektedir. İmam hatip liseleri ekonomi-sanayi ve hizmet sektörü açısından bir meslek lisesi değildir. Meslek lisesi imam hatip lisesi sorunu ayrıştırılmalı, her iki konuya farklı çözümler getirilmelidir.
5. ÖSS’deki katsayı sorunu çözülmeli; meslek lisesi mezunlarına üniversiteye girişte diğer mezunlarla eşit koşullar sağlanmalıdır. Bugünkü meslek lisesi “düşük başarılı öğrenciler”, “düşük kalitede eğitim” “düşük statülü işler” “üniversite yolu kapalı” imajını içermektedir. Bu imaj değiştirilmelidir. Orta öğretimde reform yapmak isteyen ülkelere önerilerin başında bu imajın değiştirilmesi ve üniversite yolunun desteklenmesi vardır.[11] Üniversite yolu tıkalı bir okula aileler çocuklarını göndermek istememektedir. Bu da bu okullarda başarısı düşük öğrencilerin yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Başarılı öğrencilerin meslek liselerine girmesi, bu okullarda eğitim seviyesinin yükselmesine katkı sağlayacaktır. Katsayı engelinin kalkması bu okulların cazibesini, talebini ve eğitim kalitesini artıracaktır.
6. Meslek yüksekokulları gençlerin ve yetişkinlerin kısa-uzun süreli mesleki eğitiminde ve yaşam boyu öğrenme sürecinde temel rol oynayabilir. Özellikle yetişkin eğitiminde MYO’lar, meslek liselerine göre çok daha avantajlıdır. Yetişkin açısından meslek eğitimi için MYO’ya gitmek daha prestijli ve caziptir. MYO’lar, işgücü piyasası ihtiyaçları doğrultusunda yörenin beceri açığını ve nitelikli ara eleman ihtiyacını giderecek kısa ve uzun süreli eğitim programlarını başarı ile uygulayabilir, işgücünün istihdam edilebilirliğini yükseltebilirler. Yetişkin meslek eğitiminde MYO’ları etkin olarak kullanılmalıdır. Bu çerçevede yeni model arayışlarına gerek yoktur. Model hazır elimizde kurulu vaziyette var. Yapılması gereken bu modeli etkin kullanmaktır.
7. Meslek yüksekokullarının sorunları çözülmelidir. Sanayisi gelişmiş/gelişmemiş ayrımı yapılmaksızın, ihtiyaç analizi yapılmadan MYO’lar kurulmuş. Halen kurulu olan 100’den fazla MYO’nun faaliyete geçememesinin nedeni yanlış yer secimi ve alt yapı eksikliklerinden kaynaklanıyor. Öncelikle bu sorunun çözülmesi ve bunun için de bir çalışma yapılarak mevcut okulların gözden geçirilmesi atıl, öğrenci bulamayan iyileştirme imkânı olamayan kısaca ekonomik olarak ümitsiz okulların kapatılması gerekir. Buradan sağlanacak kaynaklar diğer okulların iyileştirilmesinde kullanılabilir. MYO’ların teknolojik araç gereç ve donanım eksikliği, laboratuar eksikliği, kütüphane ve okuma salonları yetersizliği, sosyal aktivite (yemek, kantin, spor, sağlık, rehberlik, barınma vb.) yoksunluğuna çözüm bulunmalıdır.  Bunun için bu okulların kaynak sorunu çözülmeli MYO’lar üniversitelerin üvey evladı konumundan kurtarılmalıdır. MYO’ların eğitimci kadroları güçlendirilmeli, öğretim elemanları nicelik, nitelik ve pedagojik açıdan geliştirilmeli. Bu okulların idari kadroları da iyileştirilmelidir. Ayrıca ön lisanstan lisansa dikey geçiş imkânları genişletilmelidir. Daha fazla eğitim almak isteyen bireylere yollar açık olmalıdır.
8. Mesleki eğitimin cazibesinin artırılmasına yönelik kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları ve iletişim kampanyaları etkin kullanılmalıdır. “Meslek lisesi memleket meselesi” sloganı ile meslek lisesinde okuyan 8 bin öğrenciye burs sağlayan ve başarılı bir tanıtım kampanyası yürüten Koç Holding meslek liselerinin cazibesinin artmasına katkı sağlamıştır. Bu çalışma başarılı kampanyaların güçlü etkisine örnek gösterilecek, değerlendirilmesi gereken bir kampanyadır. Ancak bu slogan mesleki eğitim sistemini meslek liseleri ile sınırlayan bir çağrışım yapmaktadır. MYO, çıraklık eğitimi, vb. diğer mesleki eğitim sistemini tanıtan, teşvik eden kampanyalara da ihtiyaç vardır. Bu konuda MEB, YÖK, Üniversiteler, meslek odaları, STK’ların daha etkin rol üstlenmeleri gerekir.
9. Özel sektör mesleki eğitimde daha etkin rol oynamalıdır. Gerek meslek liseleri ve gerekse MYO’larla özel sektör kuruluşları işbirlikleri geliştirmelidir. Özel sektör kuruluşları ve STK’ların mesleki eğitim konusundaki mevcut başarılı örnek uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır. Staj sistemi daha ciddi ve etkin uygulanmalıdır.
 


[1] Esasında son yıllarda hizmet sektöründeki gelişmelere paralel olarak Ticaret ve Turizm ML öğrenci sayısı %17,7’den çok daha fazla artmıştır. Bu oranın daha az görünmesi söz konusu dönemde  Ticaret ve Turizm Öğretim Genel Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyet gösteren 66 Çok Programlı Lisesinin Genel Liseye dönüştürülerek ayrılması; 31 Çok Programlı Lisenin de kademeli olarak kapatılmasından kaynaklanmaktadır.


[1] Kenar, Necdet, “Mesleki Eğitimde Gelişmeler, Mercek, 2005.
[2] Kayır, Ömer, Şükrü Karaca, Yılmaz Şenyüz, “Meslek Liseleri Araştırmasında Ortaya Çıkan Temel Bazı Bulgular”, Şubat 2004.
 
[3] A.g.e
 
[4] A.g.e
[5] TÜSİAD, “Mesleki ve Teknik Eğitimin Yeniden Yapılandırılması Projesi Çalışma Toplantısı Raporu”, 3 Haziran 2003.
 
[6] Kenar, Necdet, “Kısa süreli askerlik MYO’lara talebi artırır mı?” Popüler Yönetim, Şubat-Mart 2008, Sayı 20.
 
[7] Prof. Dr. Alaettin Sabancı, Prof. Dr Necdet Baştürk, Doç. Dr. Mehmet Çelik, “III. Ulusal Meslek Yüksekokulları Müdürler Toplantısı I. Komisyon Raporu” 8-9 kasım 2007.
 
[8] A.g.e
[9] A.g.e
[10] ERG-TÜRKONFED, Beceriler, Yeterlilikler ve Meslek Eğitimi: Politika Analizi ve Öneriler, 2006.
[11]Shalberg, Pasi, “Secondary education in OECD countries 2007, Common challanges, differing solutions ,” European Training Foundation.

EĞİTİM TAKVİMİ

1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30
< Eylül 2017 >


© MESS Eğitim Vakfı, 2008 Tüm haklar saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.