"MEV : Yaşam Boyu Öğrenme Merkezi"
BÜYÜME, İSTİHDAM VE VERİMLİLİK

Büyüme, İstihdam, Verimlilik*(2005/Kasım)

Dr. Necdet Kenar
 
            2001 yılında yaşanan kriz, ekonomide %9,5 oranında küçülmeye neden olmuştu. Kriz gerek yaygınlığı (ihracat dışında tüm sektörleri etkilemişti) açısından ve gerekse derinliği açısından Cumhuriyet tarihinin şüphesiz en büyük krizi idi. Kriz öncesi 1,5 milyon civarında olan işsiz sayısı 2,5 milyona; %6 civarında olan işsizlik oranı %10 seviyesine yükseldi. Ekonomi (GSMH) kriz sonrası 2002 yılında %7,9, 2003 yılında %5,9, 2004 yılında %9,9 ve 2005 yılında %5,5 (9 aylık ortalama) büyümesine karşın işsizlik oranı azalmadı, işsiz sayısı kriz sonrası yükseldiği platodan aşağıya inmedi.
            Kriz sonrası yüksek büyümenin beklenen istihdam artışını getirmemesi, istihdamsız büyüme tartışmalarını gündeme getirdi. Tartışmalarda ortaya çıkan genel yargı büyümenin verimlilik artışından geldiği idi. Nitekim 2001 yılı II. Döneminde 112,1 olan imalat sanayinde kişi başına verimlilik endeksi 4 yılda %39 artarak 2005 yılının II. Döneminde 155,8’e yükseldi.   İmalat sanayindeki firmalar verimliliklerini artırarak daha az işçiyle daha fazla üretim gerçekleştirdiler.
            İstihdamsız büyüme tartışmaları, verimlilik artışının istihdamı olumsuz etkilediği yargısını 3 asır sonra tekrar gündeme getirdi.[1] Bilinen hikâyedir: Sanayileşme ile birlikte teknolojik yenilikler, üretim sürecini etkinleştirerek daha az işçiyle daha çok üretimin yolunu açtı. Firmalar rekabet edebilmek için emek yoğun üretimlerden sermeye-teknoloji yoğun üretim sürecine geçmek zorunda kaldılar. “Yaratıcı yok etme”  olarak tanımlanan bu süreç, birçok kişiyi işinden ederken aynı zamanda birçok yeni işin yaratıldığı bir süreçti. [2]  Teknoloji yeni ürünler yarattı ki bu yeni pazarlar, yeni firmalar ve yeni işler demekti. Keza yine teknolojide ve iş süreçlerindeki yenilikler, üretim maliyetini ve dolayısıyla ürün fiyatını ucuzlattı ki bu da pazarın genişlemesi, üretim artışı ve ilave işler demekti. Verimlilik ücretleri yükseltti ki bu da çalışanların alım gücünü artırarak mal ve hizmet talebi ile işgücü talebini artırdı.“Verimlilik devrimi” olarak ta tanımlanan bu süreçte verimsiz üreten firmalar ardında binlerce işsiz bırakarak piyasayı terk ederken verimli üreten firmalar onların yerini alarak işsizlere istihdam sağladılar.
            Sektörler de bu süreçten etkilendi. Sanayileşme süreci tarım istihdamını azaltarak işgücünü sanayi sektörüne çekti. Kaybeden tarım sektörünün istihdamdaki payı %90’lardan azalarak gelişmiş ülkelerde %2-4’lere kadar geriledi. Sanayi sektörü önce bu işten karlı çıkarak istihdam payını gelişmiş ülkelerde %40’lara kadar yükseltse de daha sonra kaybeden sektör olarak liderliği hizmetler sektörüne bıraktı. Sonuçta verimlilik devrimi kısa vadede işsizliğe neden olsa da, orta ve uzun vadede yok ettiğinden daha fazla iş yaratarak, toplamda istihdam artışı sağladı. Ancak hikâye burada bitmedi. Verimlilik devrimi istihdam artışının yanında toplumların refah düzeyini de yükseltti. Toplumlar yoksulluktan zenginlik ve refaha; işçiler yüksek ücretli, güvenceli, iyi işlere ve yüksek yaşam kalitesine verimlilik sayesinde ulaştılar.
            Sanayi ve verimlilik devriminden sonra içinde bulunduğumuz süreç bilgi devrimi olarak tanımlanmaktadır. Bu süreçte küreselleşme ve bilişim teknolojilerindeki gelişim dünyada tek ekonomi ve tek pazara geçişi hızlandırmış, rekabeti şiddetlendirmiştir. Artan rekabetin getirdiği “ucuz, kaliteli ve istenilen zamanda ve miktarda üretim” anlayışı, firmaları daha ucuz üretebilmek için ürün maliyetlerini ve özellikle de işgücü maliyetlerini azaltmaya yöneltmiştir. “Daha az istihdamla daha çok üretim” ve “imalatı emeğe dayalı olmaktan çıkarıp bilgiye dayalı hale getirmek” günümüzün moda kavramları olmuştur. 1970–1990 dönemi ABD büyümesinin %66’sını istihdam artışı, %34’ünü verimlilik artışı sağlamışken, 1990–2000 döneminde büyümenin %40’ı istihdam, %60’ı verimlilikten; 2001-2005 döneminde büyümenin %15’i istihdam artışından %85’i verimlilik artışından gelmiştir(Tablo1). Örneğin, ABD’de sanayi üretimi artarken sanayi istihdamı 2000-2005 döneminde 4,1 milyon kişi, (%28,8 oranında) azalmıştır. [3] 1990’lı yıllarda artan sanayi üretimi karşısında sanayi istihdamı artmasa da en azından istikrarlı bir gelişme göstermiştir. Ancak 2001 yılı durgunluğunun başlattığı süreç, ABD’ye tarihinin en hızlı sanayi istihdamı kaybını yaşatmaktadır. Bunun temel nedeni imalat sanayinde artan verimliliktir. [4] Buna karşın hizmetler sektöründe aynı dönemde 5,5 milyon yeni iş yaratılmıştır (Şekil 1-2). Avrupa’da da son 25 yıldır tarım ve sanayide toplamda 15 milyon iş yok olmuş, buna karşın hizmetler sektöründe 44 milyon yeni iş yaratılmıştır.
 
Tablo 1: ABD istihdam ve verimlilik yıllık ortalama, 1970–2005 (%)

 
1970-1990
1990-2000
2001-2005
İstihdam
2.1
1.3
0.4
Verimlilik
1.1
1.9
2.5
Büyüme
3.2
3.2
2.8

Kaynak: ILO, World Employment Report, 2005, EC, Employment in Europe, 2005.
 
Şekil 1: ABD İmalat sanayi istihdamı,
(1995-2005, Kasım ayları) (bin kişi)
 
Kaynak: U.S. Department of LaborBureau of Labor Statistics, http://www.bls.gov/schedule/archives/empsit_nr.htm
 
                                                                                            
Şekil 2: ABD Hizmetler sektörü istihdamı
(1995-2005, Kasım ayları) (bin kişi)
Kaynak: U.S. Department of LaborBureau of Labor Statistics, http://www.bls.gov/schedule/archives/empsit_nr.htm
 
Küresel düzeyde 1995-2002 arası sanayi istihdamında 22 milyon iş kaybına karşın verimlilik sayesinde sanayi üretimi %30 artmıştır. Kısaca, başta ABD olmak üzere tüm ülkelerde özellikle 2000’li yıllarda üretim artışının çoğu verimlilikten gelmiş, “istihdamsız büyüme” dünya genelinde şikâyet edilen bir konu olmuştur. Örneğin İsveç, son 10 yılda ortalama yıllık %2,9 büyüme oranı ile ekonomik büyüme açısından başarılı bir ülkedir. Ancak büyümenin kaynağı verimliliktir. Söz konusu dönemde istihdam yüzde 0,5 artarken verimlilik yüzde 2,4 artmıştır (Şekil 3).
Şekil 3: İsveç GSYİH (milli gelir), İstihdam, Verimlilik, 1994-2005, (1994=100).
Kaynak: EC, Employment in Europe, 2005.
 
            Ancak bu genel eğilimin istisnası olabilecek başarı örnekleri de mevcuttur. Bunların başında uzak doğudan Çin ve Hindistan, Avrupa’dan İrlanda gelmektedir. Çin son 25 yıldır yıllık ortalama %9,6 büyüme hızı ile gerçek bir ekonomi mucizesi sergilemektedir. Bu büyümenin arkasında hem istihdam artışı hem de verimlilik artışı vardır. Keza, İrlanda son on yıldır ortalama %7,8 büyüme performansı ile Avrupa’dan bir mucize örneğidir. Son on yıldır İrlanda’nın yıllık ortalama istihdam artışı %4,2; verimlilik artışı %3,5’dir.  Şekil 4, İrlanda’nın yüksek büyümesine istihdam ve verimlilik artışının birlikte katkı yaptığının resmidir.
 
Şekil 4: İrlanda GSYİH (milli gelir), İstihdam, Verimlilik, 1994-2005, (1994=100).
Kaynak: EC, Employment in Europe, 2005.
 
Türkiye’deki gelişim.
            Yukarıda kısaca söz ettiğimiz, tarihsel gelişime göre emekten tasarruf sağlayan teknolojiler ve iş süreçleri ilk başta bazı işleri yok etmişler, fakat uzun dönemde toplamda daha çok işler yaratmışlardır. Ülkemiz de şüphesiz bu süreci yaşamaktadır. 2001 Krizi sonrası başta imalat sanayi olmak üzere ekonomide yüksek verimlilik artışı yaşanmıştır. İmalat sanayinde üretimde çalışan kişi başına verimlilik endeksi, 2002 yılında % 10,1; 2003 yılında % 7,4; 2004 yılında % 8,2 ve 2005 yılında % 5,6 oranında artmıştır. 2001 krizi firmalara verimli çalışmaları yönünde önemli bir uyarıcı olmuştur. Verimlilik artışı başta işgücü olmak üzere kaynakların etkin kullanılmasından gelmiştir. Firmalar, gerek krizin yarattığı ortamda ve gerekse artan küresel rekabet ortamında rekabet güçlerini koruyabilmek için öncelikle işgücünü daha etkin kullanmanın yollarını bulmuşlardır. Firmaların verimliliği artırmada diğer bir motivasyonu ise düşen enflasyon ve Türk parasının yabancı paralar karşısında değer kazanmasıdır. Değerli TL ihracatı pahalı, ithalatı ucuz hale getirerek yerli üreticinin rekabet gücünü zorlamıştır.
            Şekil 5: İmalat sanayinde üretim, istihdam, verimlilik endeksi, 2000/1-2005/3, (2000=100).
           
            Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu
           
            Şekil 5’de Türkiye’de imalat sanayinde üretim, verimlilik ve istihdamın kısa dönemli gelişimi yer almaktadır. 2000–2005 yılları Türkiye İstatistik Kurumunun üçer aylık dönemler itibariyle yayınladığı verilerden, izleme kolaylığı açısından 2000 yılı 100 esas alınarak bir endeks oluşturulmuştur. Şekil 5’de görüldüğü üzere istihdam ve verimlilik dönemsel değişikliklerde genelde birlikte hareket etmektedir. Ekonominin büyüme dönemlerinde her ikisi de artmakta, kriz döneminde azalmaktadır. Ancak verimlilik, üretim artışı ile aynı anda hareket ederken, istihdam büyüme ve verimliliği belli bir ara ile takip etmektedir. Kriz yılı 2001’de verimlilik istihdamdan daha hızlı düşmüştür. Ancak 2002 yılında büyümeyle birlikte verimlilik artışı istihdam artışından daha hızlı olmuştur. 2004 yılının ilk yarısına kadar büyüme verimlilik artışı ile gerçekleşmiş; bu sürede firmalar maliyetleri azaltıcı yöntemleri kullanarak aynı sayıda işçiyle daha fazla üretmişlerdir. İstihdam artışı ancak 2004 yılının ikinci yarısından itibaren başlamıştır. 2005 yılında ise istihdam ve verimlilik artışı birlikte hareket etmiştir(Tablo2). 
            Kriz ya da durgunluk döneminde üretim azaldı diye firmalar hemen işten çıkarmaya başvurmamakta, büyüme döneminde de hemen yeni işçi almamaktadır. Firmalar büyümenin sürekliliği konusunda emin olduktan sonra yeni istihdama gitmektedir. Türkiye’de yaşanan bu gelişme ABD’de yaşanan gelişme ile paralellik göstermektedir. ABD’de 2001 yılında yaşanan ve 9 ay süren ekonomik durgunluk sonrası 2002 ve 2003 yılında firmalar üretim artışını ilave istihdam olmaksızın verimlilik artışı ile gerçekleştirmişler, istihdam artışına 2 yıllık bir aradan sonra 2004 yılından itibaren geçmişlerdir. Bu analizlere göre kısa dönemde ve hatta bazen orta dönemde verimlilik artışı “istihdamsız büyümeyi” getirmektedir. Yani kısa dönemde istihdamla verimlilik arasındaki bir negatif ilişkiden söz etmek mümkün görünmektedir.
 
Tablo 2: Türkiye’de sektörler itibariyle istihdam (Bin kişi)

 
2004 (III. Dönem)
2005 (Ağustos)
% Değişim
Sanayi
4.035
4.405
9.17
Hizmetler
9.434
10.152
7.61
İnşaat
1.184
1.291
9.04
Tarım
8.222
6.990
(-)17.62
Toplam
22.874
22.838
(-)0.15

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu
 
Şekil 6: İmalat sanayinde üretim, istihdam ve verimlilik endeksi, 1988-2004  (1997=100)
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu
 
Şekil 6 istihdamla verimlilik arasında uzun dönem ilişkiyi göstermektedir. 1988–2004 döneminde imalat sanayinde verimlilik ve istihdam birlikte artış göstermiştir. Ancak verimlilik istihdama göre çok daha hızlı artmıştır. Söz konusu dönemde imalat sanayi istihdamı %42,1 artarken, verimlilik %179,5 oranında artmıştır. Uzun dönemde verimlilik ile istihdam arasındaki ilişki pozitiftir. Yukarıda kısaca anlatıldığı gibi bunun temel sebebi, uzun dönemde teknolojik gelişmelerin ucuz ürünler ve/veya yeni ürünler ile pazarı genişletmesi ve/veya yeni pazarlar yaratması sonucu artan ürün talebinin işgücü talebine dönüşmesidir.
Veri kısıdının da etkisiyle Türkiye’de istihdamla verimlilik arasındaki kısa ve uzun dönem ilişki imalat sanayinde incelendi. Hâlbuki daha önce de ifade edildiği gibi, değişimden sadece firmalar, işçiler değil sektörlerde etkilenmektedir. Özellikle tüketicinin gelir düzeyi arttıkça, tüketim tercihleri de değişmektedir. Düşük gelirli kişiler gelirinin çoğunu temel ihtiyaçlara harcarken yüksek gelirli kişilerin harcamalarının çoğunu lüks tüketim malları oluşturur. Toplumda gelir düzeyi arttıkça ürün talebi değişmekte, lüks sanayi mallara ve hizmetlere doğru talep genişlemektedir. Bu da gerek sektörler arası ve gerekse sektörler içinde alt sektörler itibariyle kaynakların yeniden dağılımını gerektirmektedir.
Çağımızın büyüyen ve kazanan sektörü “hizmet sektörü” istihdam artışını verimlilik artışı ile birlikte yaşamaktadır. Bilişim sektöründe gelişmeler ve hizmet sektörünün küresel rekabete daha fazla konu olması, bu sektördeki küresel rekabeti şiddetlendirmiştir. Bugün çağrı merkezleri, yazılım hizmetleri, muhasebe hizmetlerinde offshoring yaygınlaşmaktadır. Bu gelişme bu sektörlerde verimlilik artışını hızlandırmaktadır. Keza perakende sektöründeki büyük şirketler tedarik zincirini ve lojistiği etkin yöneterek, üreticilerle iyi pazarlıklar yaparak verimliliklerini artırmaktadırlar. Türkiye’de perakende sektöründe küçükler büyüklerin verimliliği ile rekabet edebilmek için kayıt dışı işlem avantajını kullanmaktadır. Deyim yerindeyse, “kahraman bakkal hipermarkete karşı minderde kalabilmek için kaçak güreşmektedir”. Lojistik sektörü de büyüyen, büyürken de istihdam ve verimliliği artan bir sektör olarak hizmet sektörü içinde öne çıkmıştır. Finans sektöründe de aynı dinamikler geçerlidir. Artan rekabet ve yapısal değişiklikler, başta bankalar olmak üzere finans sektörünün verimlilik kazançlarını artırmaktadır. 2000 yılında bankalarda çalışan sayısı 170.401 iken krizin başlattığı yeniden yapılanma süreci ile bu sayı 2001’de 137.495’e 2002’de 123.271’e, 2003’de 123.248’e kadar gerilemiştir. Ancak bu süre içinde azalan istihdama karşın bankaların işlem hacimleri artmıştır. Sektör 2004 yılı ile birlikte tekrar istihdam artışına geçmiş ve 2005 Eylül itibariyle çalışan sayısı 131.012’ye yükselmiştir. Sektör önümüzdeki yıllarda da istihdam ve verimlilik artışına devam edecektir. Hizmet sektörü içinde sağlık, eğitim, haberleşme, ulaşım, sosyal hizmetler, sigortacılık, turizm sektörleri de büyüyen ve istihdamı artan sektörlerdir. Aynı zamanda bu sektörlerde önümüzdeki dönemlerde verimlilik artışları yaşanmaya devam edilecektir.
 
Şekil 7: Sektörler itibariyle istihdam, 1923-2005. (x)
(x) İnşaat sektörü istihdamı, sanayi sektörü istihdamına dâhil edilmiştir.
            Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu
 
Cumhuriyetten bugüne sektörlerin istihdam boyutuyla gelişimi Şekil 7’de verilmiştir. Özellikle 1950’den sonra sanayileşme ile birlikte tarımsal istihdam azalırken sanayi ve hizmetler sektörü istihdamı artmaktadır. 1950’de %85 olan tarımın istihdamdaki payı ortalama her yıl birer puan azalarak 2005’de %30’a gerilemiştir. 1980’lerden sonra ise sanayi istihdamı (sanayi üretimi hızla artmasına rağmen) çok fazla bir artış göstermemiş, hizmetler sektörü istihdamı artışı ise hızlanmıştır. Bundan sonraki muhtemel gelişim, tarım istihdamının azalmaya devam etmesi ve 10 yıl içinde %20’lerin altına inmesi, sanayi istihdamının bulunduğu mevziiyi korumaya çalışması ve hizmetler sektörü istihdamının artmaya devam etmesi şeklinde olacaktır.  Bir yıllık bir karşılaştırmada bile, örneğin 2004 yılının III. Dönemi ile 2005 yılının aynı döneminin karşılaştırılmasında, bu değişimi net şekilde görmek mümkündür(Tablo 2).
Bu gelişim bilgi toplumunun, teknolojik gelişmelerin ve küreselleşmenin gerektirdiği ve piyasaların yönettiği bir yapısal dönüşümdür. Bu süreçte kaynaklar yeniden dağılacak, kazanan ve kaybedenler olacaktır. Bu süre içinde işlerin niteliğinde de değişim olacaktır. Düşük vasıflı işler azalacak, yüksek becerili işler artacaktır. Bunun sonucu vasıfsız işgücüne talep azalırken nitelikli işgücü talebi artacaktır. Örneğin, 1995-2004 döneminde AB (15)’de yüksek becerili işlerin oranı %20’den %24’e, yükselmişken; düşük becerili işler %34’den %25’e düşmüştür. Bu süreçte özellikle kısa ve orta dönemde devlete ve devletin istihdam kurumlarına düşen görev, bu dönüşümün mümkün olduğunca pürüzsüz, sancısız geçirilmesini ve başta işgücü piyasaları olmak üzere piyasaların etkin işlemesini sağlamaktır. Bu nedenle, tüm dünyada sektörlerin, şirketlerin ve işgücünün dönüşüme uyum yeteneğini güçlendirecek aktif politikalar önem kazanmıştır. Örneğin tarım istihdamının azalması ile kentlere göç etmekte olan vasıfsız insanları, mesleki eğitimden geçirerek sanayi ve hizmetler sektöründe istihdamını kolaylaştırmak; kaybeden sektörlerde işten atılan işçileri bir yandan yeni becerilerle yeni sektörlere hazırlarken, diğer yandan bu insanların yoksulluğunu azaltmak gibi. Tüm bunlar önümüzdeki süreçte aktif istihdam politikalarına ihtiyacın artacağını göstermektedir. Ancak geçmişte ve mevcut hükümetlerin bu konulardaki duyarsızlığı ve ilgisizliği önümüzdeki dönem için iyimser olmayı güçleştirmektedir. Korkarım, politik karar mercileri ve ilgili kurumlar gelişmeler karşısında proaktif davranmak yerine gelişmeleri seyretmeye devam edeceklerdir.
 
 
 
Kutu 1: İşgücü Verimliliği Nedir? Nasıl Artar?
Verimlilik (productivity) genel olarak kaynakların ne kadar etkin kullanıldığını ölçer ve çıktının(ürünün) girdiye oranı olarak tanımlanır. Verimlilik toplam faktör verimliliği ve kısmi faktör verimliliği olarak ikiye ayrılır. Toplam Faktör Verimliliği; bir üretim süreci sonucu elde edilen çıktının, bu üretim sürecinde kullanılan girdilere bölünmesiyle sağlanan değerdir.
            Toplam Faktör Verimliliği (TFV) = Toplam üretim / Üretim girdileri (emek+sermaye+hammadde+diğer)                    (1)
eşitliği ile gösterilir. Her bir girdinin tanımlanıp ölçülmesindeki zorluklar nedeniyle, TFV’nin hesaplanması zordur. 
Kısmi Faktör Verimliliği; üretim faaliyeti sonunda elde edilen toplam çıktının bu üretimde kullanılan girdilerden herhangi birine oranlamasıyla hesaplanır. İşgücü verimliliği, sermaye verimliliği, hammadde verimliliği gibi farklı girdilerin verimliliği bulunabilir. En çok kullanılan kısmi verimlilik, işgücü verimliliğidir ve aksi belirtilmedikçe verimlilik ifadesi işgücü verimliliğini tanımlar. İşgücü verimliliği toplam üretimin, üretimde kullanılan işgücüne bölünmesiyle hesaplanır
            İşgücü Verimliliği =Toplam üretim  (YTL) /Toplam işçi ücretleri (YTL).                (2)
İşgücü verimliliği işçilerin daha iyi, daha hızlı, daha çok çalışması ile veya işçilerin daha yetenekli ve becerili olması ile artar. Aynı zamanda (2) no.lu eşitlik gereği işgücü dışındaki üretim faktörlerinin etkin kullanılması sonucu katma değer artışı da işgücü verimliliğini artırır. Örneğin, daha çok ve daha iyi makine kullanılması, üretim süreçlerinin etkinleştirilmesi, girdi kullanımındaki israfın önlenmesi, teknolojik inovasyon işgücü verimliliğini artırır. Keza, ürün kalitesinde bir iyileştirmenin ürün fiyatını artırması, üretim miktarında bir artış olmasa bile, üretim değerini artıracağından ( 2 no.lu eşitlik gereği) işgücü verimliliğini yükseltir.
 Artan küresel rekabet, liberalizasyon, deregulasyon, piyasaların ve/veya sektörlerin küresel rekabete açıklığı, sektördeki teknolojik gelişmelerin hızı; yapısal değişimi ve verimliliği güdülendiren ve hızını artıran temel unsurlardır.
Ülkeler arası işgücü verimliliği karşılaştırıldığında çok geniş farklar vardır. Örneğin Türkiye’deki işgücü verimliliği ABD ve Almanya’daki işgücü verimliliğinin kabaca dörtte biridir. Bu farklar o ülkedeki işçilerin çalışkanlıkları veya tembelliklerinden ziyade ülkelerin ekonomik gelişmişlikleri, teknoloji düzeyleri ve çalışma koşulları ile ilgilidir. Fakir ülkede günlük çalışma saati daha fazla bir işçinin verimliliğinin ve gelirinin zengin ülkede daha az çalışan bir işçiden az olmasının sebebi; teknoloji ve eğitim düzeyi, işkolu, iş süreçleri, yönetim kalitesi (devlet, şirket, üniversite, STK…) siyasi ve ekonomik istikrar, vb. diğer faktörlerdir. Yurdum işçisinin Türkiye’de verimliliği 1 iken Almanya’da 4 olmasının sebebi işte bu sözünü ettiğimiz diğer faktörlerdir.
 
 

            Kutu 2:İstihdam ve verimlilik ilişkisi. [5]
            Üretim, istihdam ve verimlilik arasındaki ilişki aşağıdaki (3) no.lu eşitlikte gösterilmiştir. 
            Üretim = istihdam x verimlilik                      (3)
            Eşitlik her hangi bir üretim düzeyinin ya yüksek verimlilik ve düşük istihdam ile ya da düşük verimlilik ve yüksek istihdamla elde edildiğini ifade etmektedir. Birinci durum “teknoloji (veya sermaye) yoğun üretim biçimi”, ikinci durum “emek yoğun üretim biçimi” olarak tanımlanır. Eşitliğe göre firmalar veri üretim düzeyinde verimliliklerini artırdıkları zaman işçi sayısını azaltırlar. Diğer ifadeyle, istihdamla verimlilik arasındaki ilişki negatiftir. Ancak, tarihsel olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yüksek verimlilik artışı olduğu dönemlerde yüksek istihdam artışı yaşanmıştır. Verimlilik artarken istihdamı artıran faktörleri ILO, Dünya İstihdam Raporunda 5 başlık altında toplamıştır.
1.      Ürün fiyatlarının düşmesi: Verimlilik artışı üretim maliyetlerini düşürür, bu ürün fiyatına yansır ve fiyatlar düşer. Düşen fiyatlar o ürüne talebi artırır. Firma üretimini artırır. İstihdam azalmaz ve hatta talebin miktarına göre artabilir. Bu durumun gerçekleşebilmesi için verimliliğin ürün fiyatını düşürmesi, düşük ürün fiyatlarının da o ürüne talebi artırması gerekir.
2.      Reel ücretlerin artması: Verimlilik artışı firmanın gelirini artırır. Firma artan gelirin bir kısmını ücretleri yükselterek işçileri ile paylaşır.   Gelir düzeyi artan işçilerin satın alma güçleri ve harcamaları artar. Artan mal ve hizmet talebi üretim düzeyini ve istihdamı artırır.
3.      Yatırımların artması: Firmalar, verimlilik artışı oluşan karın tamamını işçilere ya da ortaklara dağıtmazlar. Bir kısmını sermayeye ilave ederek yeni yatırımlar yaparlar. Yeni yatırım yeni işler ve istihdam artışı demektir.
4.      Toplamda istihdam artışı: Endüstriler arası işçilerin değişimi, ilk başta toplamda istihdam düzeyini değiştirmese de yeni endüstrilerdeki yüksek verimlilik ve bunun sonucu artan gelirler ürün talebinin değişmesini ve böylelikle yeni istihdam yaratılmasını sağlar.
5.      Yeni ürünler: Verimlilik artışı ürün inovasyonu sonucu oluşabilir. Ürün inovasyonu yeni ve geliştirilmiş ürünleri yaratır. Bu yeni pazarlar,  üretim ve istihdam artışı demektir.
 

     

* Bu yazı PY dergisi Şubat 2006 sayısında yayınlanmıştır.
[1] 1800’li yıllarda Sanayi Devrimi döneminde bir grup İngiliz işçi makinelerin kendi yerlerini alacağı ve işsiz kalacakları korkusuyla makinelere karşı mücadele başlatmıştı.
[2] Yaratıcı yok etme “creative destruction” deyimini ilk olarak Avusturyalı iktisatçı Joseph A. Schumpeter ünlü eseri Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi’de (1942) kullanmıştır.
[3] ILO, World Employment Report, 2005.
[4] ABD’de çok tartışılan ve eleştirilen sanayi ithalatı ve dış ticaret açığı, istihdam kaybının ancak az % 10’luk kısmını açıklamaktadır. Bkz: Martin Neil Baily and Robert Z. Lawrence, What Happened to the Great US Job Machine? The Role of Trade and Offshoring, a Brookings Paper on Economic Activity, published in April 2005.
 
[5] Bu kutunun hazırlanmasında ILO, World Employment Report 2005’tan serbestçe yararlanılmıştır.

 

EĞİTİM TAKVİMİ

1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30
< Eylül 2017 >


© MESS Eğitim Vakfı, 2008 Tüm haklar saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.