"MEV : Yaşam Boyu Öğrenme Merkezi"
Ulusal İstihdam Stratejisinin Özel Sektörün Mesleki Eğitim Sistemindeki Rolüne Muhtemel Etkileri

Ulusal İstihdam Stratejisinin Özel Sektörün Mesleki Eğitim Sistemindeki Rolüne Muhtemel Etkileri (Nisan 2012)

Dr. Necdet Kenar

MESS Eğitim Vakfı Genel Müdürü

 

Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) oluşturma çalışmalarına ilk olarak 2002 yılında İŞKUR tarafından başlatıldı.  Bu çerçevede 2003 yılında İstihdam Durum Raporu ve 2004 yılında Ortak İstihdam Değerlendirme Belgesi oluşturuldu. Beş yıllık bir duraklamadan sonra UİS oluşturma çalışmalarını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Bakanlık), akademisyen, bürokrat, uzman ve sosyal ortakların katıldığı ve Aralık 2009 ile Şubat 2010’da yapılan iki çalıştayla tekrar başlattı. Oluşturulan taslak UİS, 2010 Haziran ayında Bakanlık Müsteşarı tarafından bir powerpoint sunum ile sosyal taraflara anlatıldı, ancak resmi olarak yayınlanmadı. UİS’in Bakanlar Kurulu Kararı olarak yayınlanmasını beklerken 15 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazete’de Ulusal İstihdam Stratejisinin bir alt bileşeni olan “İstihdam ve Meslekî Eğitim İlişkisinin Güçlendirilmesi Eylem Planı” yayınladı.

 

2 yıllık bir sessizliğin ardından Ulusal İstihdam Stratejisi, bu defa Bakanlığın sosyal taraflara yönelik Şubat 2012 tarihli powerpoint sunumu ile tekrar gündeme geldi. Ayrıca, UİS’le ilgili yine Şubat 2012 tarihli Bakanlık Çalışma Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Ulusal İstihdam Stratejisi 2012-2014 Eylem Planı Taslağı” sosyal taraflara tanıtıldı. UİS halen resmen açıklanmış ve yayınlanmış değil ve bu yazıdaki değerlendirmeler, UİS’e ilişkin Bakanlık sunumları ve taslak Eylem Planını esas almaktadır.

Ulusal İstihdam Stratejisi ve Taslak Eylem Planı Mesleki Eğitimle İlgili Neleri İçeriyor?

Bakanlık sunumuna göre; Ulusal İstihdam Stratejisi 4 Temel Politika Ekseni üzerine oturtulmuş. Bunlar; i. Eğitim-İstihdam İlişkisinin Güçlendirilmesi; ii. İşgücü Piyasasında Güvence ve Esnekliğin Sağlaması; iii. Özel Politika Gerektiren Grupların İstihdamının Arıtılması; iv. İstihdam –Sosyal Koruma İlişkisinin Güçlendirilmesi, konularıdır.

Eğitim-İstihdam İlişkisinin Güçlendirilmesi ekseninin temel amacı;  “Eğitim ve öğretimin işgücü piyasası ihtiyaçlarını karşılama yeterliliğinin artırılması ve herkes için erişilebilir hale getirilmesi” olarak belirtilmekte ve bu amacı gerçekleştirmek üzere Taslak Eylem Planında 44 tedbir öngörülmektedir.

Eğitim-İstihdam İlişkisinin Güçlendirilmesi ekseni altında mesleki eğitime yönelik hedefler içinde; Aktif İşgücü Piyasası Programları (AİPP) kapsamında 2013 yılından itibaren her yıl 400 bin kişiye işgücü yetiştirme kursu sağlanacağı;  Hayat Boyu Öğrenmeye katılım oranının 2023 yılına kadar yüzde 8’lere çıkarılması, sayılabilir.

Aynı eksen altında mesleki eğitime yönelik politikalar ise;

·        Erişilebilir bir eğitim sistemi içerisinde herkese okul öncesinden başlayarak temel beceri ve yetkinlikler kazandırılması;

·        Genel ve Mesleki eğitimin kalitesi ve etkinliğinin artırılması;

·        Hayat Boyu Öğrenme  (HBÖ) kapsamında açık öğrenme ortamları oluşturulacak ve hayat boyu öğrenmenin özendirilmesi;

·        Eğitim- işgücü piyasası arasında uyumun sağlanması;

·        Aktif işgücü piyasası politikalarının yaygınlaştırılarak etkinliğinin artırılması;

·        Eğitim sistemi ve aktif işgücü piyasası politikaları ile proje merkezli yenilikçilik ve girişimciliğin desteklenmesi; olarak sıralanmış.

Kamu kesimi, mesleki eğitimden kademeli olarak çekilerek bu konudaki inisiyatifi yerel aktörlere ve/ veya özel sektöre bırakacak

Ulusal İstihdam Stratejisi Eylem Planı Taslağında (2012-2014) ise, mesleki eğitimle ilgili “Genel ve Mesleki eğitimin kalitesinin ve etkinliğinin artırılması politikası” altında 6 adet politika sayılmakta olup birinci politika şöyledir: “Kamu kesimi, mesleki eğitimden kademeli olarak çekilerek bu konudaki inisiyatifi yerel aktörlere ve/ veya özel sektöre bırakacaktır.” Bu politikanın açıklaması ise “Odalar, meslek kuruluşları ile işçi ve işveren kuruluşlarının mesleki ve teknik eğitimde daha fazla öncelik almaları sağlanarak özel sektör tarafından verilen uygulamalı eğitimi teşvik etmeleri ve destek olmaları sağlanacaktır. Özel sektörün işletmelerde eğitim birimi kurması teşvik edilecektir. Özel sektör, meslek kuruluşları ile işçi ve işveren kuruluşlarının meslek eğitimi vermeleri özendirilecektir. Mesleki eğitim okul/kurumlarının işgücü piyasası ile işbirliği içinde eğitim yapmaları sağlanacaktır. Meslek kuruluşları ve vakıfların eğitim kapasitesi oluşturma çalışmaları desteklenecektir.” Şeklindedir.

 Özel Sektörün Mesleki Eğitimdeki Mevcut Rolü

Bilindiği üzere, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu, Türk milli eğitim sistemini örgün ve yaygın eğitim olmak üzere iki temel bölüm altında oluşturmuştur. Yükseköğretim (4 yıl) hariç tutulduğunda ülkemizde meslek eğitimi örgün mesleki ve teknik eğitim, yaygın eğitim ve çıraklık eğitimi yoluyla verilmektedir. Örgün mesleki eğitim, orta öğretim kapsamında Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) bağlı 4 yıllık mesleki ve teknik liseler ile üniversitelere bağlı 2 yıllık meslek yüksekokulları tarafından verilmektedir.

 

Gerek örgün ve gerekse yaygın eğitimin neredeyse tamamına yakın kısmı kamu (MEB ve MYO’lar) tarafından sunulmaktadır. Örgün eğitim içinde orta öğretimde toplam 5179 meslek lisesi mevcuttur. Bunların 5155’i MEB’e bağlı iken 24’ü özel sektöre aittir. Özel sektörün payı binde 4’tür. Halbuki genel ortaöğretimde toplam okul sayısı 4102’dir ve bunun 744’ü özel sektöre aittir. Özel sektörün payı %18,9’dur. MYO’larda da kamu ağırlığı görülmektedir. Toplam 640 MYO’nun 45 tanesi Vakıf ya da Vakıf Üniversitelerine bağlıdır. Vakıfların payı %7’dir. Okul açısından yapılan bu kıyaslama öğrenci açısından yapıldığında özel sektör payı daha da düşmektedir. 

 

Örgün eğitim açısından değerlendirme

Mevcut durumda, özel sektör örgün mesleki eğitimde hizmet sunumu açısından rol üstlenmemekte, topa girmemektedir. Bunun çok anlaşılabilir bir nedeni vardır. Mesleki eğitim özel sektör açısından karlı bir yatırım alanı değildir. Mesleki eğitim genel eğitime göre daha maliyetlidir. MEB istatistiklerine göre meslek lisesindeki bir öğrencinin maliyeti genel liseye göre yaklaşık 1,5 kat daha yüksektir. Makine, atölye, donanım ve sarf malzemesi mesleki eğitimi daha maliyetli yapan unsurlardır. Pahalı olan bu ürüne talep açısından baktığımızda gelir durumu düşük aileler mesleki eğitimi tercih etmektedir. Bu ailelerin mesleki eğitime para ödemeleri söz konusu değildir. Bu nedenle, özel sektöre bağlı ücretli bir meslek lisesinin öğrenci bulması ve ekonomik olarak yaşayabilmesi çok zordur. Bir finansöre ihtiyaç vardır. (Örneğin, Özel Enka Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde eğitim alan öğrencilerin tamamı karşılıksız tam burslu olarak okumakta; eğitim, servis ve yemek gibi hizmetlerin tamamı ücretsiz olarak sunulmaktadır. Eğitim maliyetinin tamamını bir finansör (Enka grubu) sosyal sorumluluk çerçevesinde karşılamaktadır.).

 

Hal böyle olunca Ulusal İstihdam Stratejisi Eylem planı Taslağında yer alan “Kamu Kesimi, mesleki eğitimden kademeli olarak çekilerek bu konudaki inisiyatifi yerel aktörlere ve/ veya özel sektöre bırakacaktır.” Politikasının örgün mesleki ortaöğretim açısından hayata geçirilmesi gerçekçi bir politika olarak görünmemektedir.

 

Teşvikler özel sektörün rolünü etkiler mi?

Son günlerde yeni teşvik sistemi ve bunun içinde meslek liselerine özel teşviklerin getirileceği Hükümet yetkilileri tarafından ifade edilmektedir.  Bu konuda en son Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sn. Nihat Ergün’ün demeci aynen şöyledir; “…Milli Eğitim Bakanlığımız da, OSB içerisindeki özel kurulmuş meslek liselerine öğrenci başına nakdi bazı destekler verecek. Çünkü zaten meslek liselerine öğrencilerin eğitimi için kamu tarafından bir maliyet ödeniyor. O maliyet, özel sektör meslek lisesi yaptığı zaman da teknik lise, endüstri meslek lisesi gibi meslek liseleri yaptığı zaman da teşvik edilerek karşılanacaktır…”.

Teşvik konusunda ayrıntılı bir bilgi verilmemekle birlikte, “kamunun meslek liselerinde öğrenci başına harcadığı tutar” kadar bir teşvik olacağı ifade edilmektedir.  Bu teşvikin ne kadar olacağı ve özel sektörü ne ölçüde mesleki eğitime yatırım yapmaya teşvik edeceği konusunda şu anda yapılacak bir yorum spekülasyon olacaktır. Ancak, ekonomi teorisi ve pratiği, bize ekonomik sürdürülebilirliği teşvike dayalı yatırımlar ve girişimlerin uzun vadede sürdürülebilir olmadığını göstermiştir. Belki de yapılmak istenen uygulamanın teşvik olarak nitelenmesi doğru değildir. Bu uygulama “burs uygulaması” ya da “hizmet alımı” şeklinde olabilir. MEB, her bir meslek lisesi öğrencisi için ödeyeceği bursu ilan eder, okullar öğrenci kaydı için yarışır, öğrenci okul seçer, burs MEB tarafından okula ödenir.  Ya da MEB her yıl meslek eğitimi alımı için ihaleye çıkar, ihalede öğrenci başına fiyat belirlenir, hizmet alımı gerçekleşir.

Bu modellerin özel sektör, sosyal taraflar ve uzmanlarla tartışılması, ortak aklın ve en uygun seçeneğin birlikte bulunması gerekir. Ancak, bu yolun tercih edilmediği, politikaların tek taraflı belirlendiği anlaşılmaktadır.

Yaygın eğitim açısından değerlendirme

Örgün eğitimin dışında yürütülen her türlü eğitim etkinliği, yaygın eğitim kategorisini oluşturmaktadır. Yaygın eğitim, örgün eğitim gibi Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetim ve denetiminde yürütülmektedir. Yaygın eğitim içinde en geniş yer tutan faaliyet, mesleki eğitim; mesleki eğitim içinde de en önemli eğitim faaliyeti, çıraklık eğitimidir.

 

Özel sektörün yaygın mesleki eğitim faaliyetini iki başlık altında toplamak mümkün. Birincisi, özel eğitim kurumlarının/firmalarının yaygın eğitim hizmeti sunmaları; ikincisi, işletmelerde yapılan mesleki eğitim faaliyetleri. Yaygın mesleki eğitim hizmet sunumunun büyük çoğunluğu kamu, MEB kurumları (Mesleki Eğitim Merkezleri, Halk Eğitim Merkezleri, meslek liseleri vb.) tarafından yapılmaktadır. Burada da özel sektöre sınırlı bir hareket alanı vardır.

 

Özel öğretim kurumlarının/firmalarının yaygın mesleki eğitimde daha fazla rol almaları ve faaliyetlerini geliştirilmesini sağlayacak politikaların UİS’te yer alması bu açıdan çok olumludur.  UİS’de AİPP kapsamında 2013 yılından itibaren her yıl 400 bin kişiye işgücü yetiştirme kursu sağlanacağı;  Hayat Boyu Öğrenmeye katılım oranının 2023 yılına kadar yüzde 8’lere çıkarılması hedeflenmiştir. Bu eğitimlerin bir bölümü de mutlaka özel sektör eğitim kurumları tarafından gerçekleştirilecektir. Bu faaliyetler, bu kuruluşlar için önemli bir Pazar oluşturacak, böylelikle bu kuruluşların mesleki eğitme yatırım yapmaları sağlanmış olacaktır.

İşletmelerde yapılan mesleki eğitim faaliyetlerini iki başlık altıda toplamak mümkündür. Bunlardan ilki 3308 sayılı Kanun kapsamında çırakların, mesleki ve teknik orta öğretim öğrencilerinin ve MYO öğrencilerinin beceri eğitimlerinin iş yerlerinde yapılmasıdır.

2011 yılında 6111 sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile 10’dan az çalışanı bulunan işyerleri istekleri halinde; 10’dan fazla istihdamı olan işletmeler ise zorunlu olarak meslek lisesi ve MYO  öğrencilerine beceri eğitimi imkânı sunmak durumundadır. Yasaya uymayan işletmelere, beceri eğitimi yaptırması gereken her öğrenci için eğitim süresince her ay asgari ücretin 2/3'ü kadar para cezası uygulanır.

İşletmelerin diğer mesleki eğitim faaliyeti ise çalışanlarına yönelik eğitimleridir. Küresel rekabette başarılı birçok işletmemiz, çok iyi işletme içi eğitim sistemine sahiptir ve çalışanlarının eğitim ve gelişimine önemli kaynak ayırmaktadır. Ancak özellikle KOBİ’ler olmak üzere birçok işletmede ise eğitim faaliyeti oldukça yetersizdir. Çin ve Polonya’da firmaların %95’i hizmet içi eğitim verirken Türkiye’de bu oran %55’dir. Mevcut durumda işletmelerde eğitimde kamunun rolü çok yetersiz kalmaktadır.

 

Eylem planı taslağında özel sektörün yukarıda belirtilen mesleki eğitim faaliyetlerinin iki yolla destekleneceği belirtilmektedir. Bunlardan ilki; özel sektörün işletmelerde eğitim birimi kurmasının teşvik edilmesidir. Ayrıntıları belirtilmemekle birlikte bu olumlu bir politika önerisidir. Bu zamana kadar yapılan yasalarla özel sektörü zorunlu kılmak ve cezalar getirmek olmuştur. Bu zorlamalar ve cezalar uygulamada etkili olmamış, istenen sonuçlar gerçekleşmemiştir. Zorunluluk -yerine ya da zorunlulukla birlikte- teşvik getirilmesi istenen sonuçlara ulaşmada daha etkili olabilir.

İkincisi odalar, meslek kuruluşları ile işçi ve işveren kuruluşlarının özel sektör tarafından verilen uygulamalı eğitimi teşvik etmeleri ve destek olmalarının sağlanması.

Odalar, meslek kuruluşları, işçi ve işveren kuruluşlarının mesleki eğitime yöneltilmesi

Eylem planı taslağında sosyal taraflar ve/veya üçüncü sektör olarak adlandırabileceğimiz odalar, meslek kuruluşları, işçi işveren kuruluşlarının mesleki eğitime yöneltileceği belirtilmektedir. İfade şöyledir:  “Odalar, meslek kuruluşları ile işçi ve işveren kuruluşlarının mesleki ve teknik eğitimde daha fazla öncelik almaları sağlanarak özel sektör tarafından verilen uygulamalı eğitimi teşvik etmeleri ve destek olmaları sağlanacaktır… Özel sektör, meslek kuruluşları ile işçi ve işveren kuruluşlarının meslek eğitimi vermeleri özendirilecektir… Meslek kuruluşları ve vakıfların eğitim kapasitesi oluşturma çalışmaları desteklenecektir.”

 

Burada sosyal taraflar ve/veya üçüncü sektöre iki farklı rol yüklenmek istendiği anlaşılmaktadır. Birincisi, odalar, meslek kuruluşları ve işçi işveren kuruluşlarının mesleki eğitimde öncelik almaları, özel sektör tarafından verilen uygulamalı eğitimi teşvik etmeleri ve desteklemeleri. İfade de geçen “öncelik alma”  “teşvik” ve “desteğin”  nasıl olacağı konusunda bir bilgi yoktur.

 

İkincisi, meslek kuruluşlarının ve işçi işveren kuruluşlarının mesleki eğitim vermesi. Bu rol ile ilgili “meslek kuruluşları ve vakıfların eğitim kapasitesi oluşturma çalışmaları desteklenecektir” denilerek özendirici tedbirlerin uygulanacağı belirtilmekte ancak ayrıntılar yer almamaktadır.

Son söz

Türkiye’deki mevcut mesleki eğitimin durumunu kategorize etmek gerekirse; MEB örgün mesleki ortaöğretimde, Kamu üniversiteleri MYO’larda tekel konumundadır. Burada özel sektöre hareket sahası yok gibidir.  Yaygın mesleki eğitimde de MEB kurumlarının sunduğu veya istihdam öncesi bir meslek öğretmeye ilişkin yaygın mesleki eğitim faaliyetleri, devletin bir sorumluluğu olarak görülmekte ve devlet tarafından sunumu ve finansmanı sağlanmaktadır. Burada da özel sektöre sınırlı bir hareket alanı vardır. İstihdam aşamasında sürekli yaygın eğitim ise özel sektöre ve işletmelere, meslek kuruluşlarına ve sosyal taraflara bırakılmıştır. Burada da kamu bir rol üstlenmemekte ya da çok yetersiz kalmaktadır. Ulusal İstihdam Stratejisi ile bunun değiştirilmesinin amaçladığı görülmektedir.  Amaçlananın ne ölçüde gerçekleşeceği konusunda yorum yapmak zor. Sağlıklı değerlendirme için tedbirlerin ayrıntılarının bilinmesine ve uygulamanın görülmesine ihtiyaç vardır. 

EĞİTİM TAKVİMİ

1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30
< Eylül 2017 >


© MESS Eğitim Vakfı, 2008 Tüm haklar saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.